17.05.2026
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sözcüsü Zeynel Emre, İstanbul Avcılar İlçe Başkanlığı’nda düzenlediği basın toplantısında; Türkiye’nin yargı kıskacıyla dizayn edilmeye çalışıldığını belirtti. AKP Aksaray Milletvekili Hüseyin Altınsoy’un mahkeme harcı ödememek için eşine muhtarlıktan "fakirlik belgesi" aldığını hatırlatan Emre, “Aylık 450 bin 854 lira maaş alan bir milletvekili fakirse bu yurttaşlar ne yapsın?” dedi. İBB davasındaki "yedek tutuklama" kumpaslarını, sızdırılan mahrem görüntülerle yapılan şantajları ve Avrasya Tüneli üzerinden yürütülen "Han-ı Yağma" düzenini belgeleriyle ortaya koyan Emre, ülkenin acilen erken seçime gitmesi gerektiğini vurguladı.
CHP Sözcüsü Emre şunları söyledi:
AKP İÇİNDEKİ BİR KLİĞİN ŞANTAJ, TEHDİT VE BASKIYLA TÜRKİYE SİYASETİNİ DİZAYN ETMESİNİ REDDEDİYORUZ
Değerli basın mensupları, ekranları başında bizleri izleyen kıymetli yurttaşlarımız, hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bugünkü basın toplantımızı Avcılar ilçemizde gerçekleştiriyoruz. Avcılar ilçesi yerel seçimde çok yüksek bir oy oranıyla Utku Caner Çaykara’yı Belediye Başkanı seçti. Utku Caner Çaykara partimizin gençlik kollarında yetişmiş pırıl pırıl bir evladı. Geçtiğimiz haftada Aziz İhsan Aktaş davası olarak bilinen davada mütalaa açıklandı ve bu mütalaada açıklandığı şekliyle adeta sudan sebeplerle henüz daha belediye başkanı seçilmeden bir aracı aldığı iddiasını, kullandığı iddiasıyla seçim kampanyasında hakkında ağır cezalar isteniyor. Türkiye bir süredir yargı eliyle yürütülmeye çalışılıyor. Yani eskiden Türkiye’de siyasetin yargı üzerindeki etkisinden bahsedilirdi. Ancak bugünkü düzen içerisinde Türkiye’de siyasetin yargısallaştığını söylemek lazım. Yani siyaset yargının kıskacı altında, seçimlerin pek bir önemi kalmamış durumda. En son yerel seçimden bugüne kadar halkın seçtiği yerlerdeki yüzde 33’lük bir kesimde halk iradesinin hilafına bir yönetim var. Ama kayyum yönetimi var, ama görevden alma var, uzaklaştırma var. Ve üçte birlik bir kesimde halk iradesi gerçekleşmemiş durumda. Biz bu kirli siyaseti reddediyoruz. Bugün özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi içerisindeki bir kliğin şantajla, tehditle, baskıyla Türkiye siyasetini dizayn etmesini reddediyoruz. Ve hazırlanan kumpaslar, iftiralar ortaya çıktı ki Adalet Bakanlığı basın birimi üzerinden servis edilmeye çalışılıyor. Bakın, herkesin ailesi var, çocuğu var. Sorsanız herkese aile kutsal denir. Ama iş öyle bir noktaya geldi ki insanların ailesel ilişkileri, mahrem görüntüleri üzerinden insanları iftiracılığa zorlanan bir süreci yaşıyoruz.
KAYBETTİĞİNİ GÖREN AK PARTİ İKTİDARI İNSANLARIN MAHREM GÖRÜNTÜLERİNDEN MEDET UMMAKTA
Şimdi ülkemizde gerçekten çok kötü yönetiliyoruz. Bunu somut verilerle görebiliyoruz. Ekonomi iyi yönetiliyor mu? Çok kötü yönetiliyor. Eğitimde iyi bir noktada mıyız? Değiliz. Okullarda güvenliği sağlanamıyor daha henüz. Sosyal yaşama baktığınızda, işsizliğe baktığınızda, enflasyona baktığınızda, reel siyaset, ölçülebilir siyasete baktığınız zaman Türkiye birçok açıdan çok kötü durumda. Bu durumu düzeltmek yerine kendi iktidarını kaybettiğini gören AK Parti iktidarı insanların yatak odalarından eşleriyle olan mahrem görüntülerinden medet ummaktadır.
Değerli arkadaşlar biz bu kumpasların karşısında yılacak değiliz. Yurttaşlarımızla birlikte saha çalışmalarımızda ama mecliste, ama o kumpas davalarında, ama basın toplantılarında gerçekleri haykırmaya devam edeceğiz.
AKP MİLLETVEKİLİ HÜSEYİN ALTINSOY’UN "FAKİRLİK BELGESİ" SKANDALI
Bize yönelik bu kadar iftiranın atıldığı bir dönemde işte bu içinde bulunduğumuz kara düzen açısından ibretlik bir tablo ortaya çıktı. Partimizin Ankara milletvekili Sayın Umut Akdoğan bir skandalı ortaya çıkardı. Neymiş o? AK Parti'nin Aksaray milletvekili Hüseyin Altınsoy. Bakın bir mahkeme harcını ödememek için tenezzül ettiği şeye bakın. Mahkeme harcını ödememek için eşine muhtarlıktan fakirlik belgesi almış. Eğer bu yargılama esnasında ortaya çıkmamış olsa o harcı ödememek açısından bu kirli işlem gerçekleşmiş olacak. Efendim özür dilemiş de özrüne de bakıyorsunuz. Yani özrü kabahatinden beter. İnsan utanır. Bir dolandırıcılık söz konusu, bir sahtecilik söz konusu. Efendim bu durum istismar edilmesin. Bize yönelik kumpas davalarına atıf yapan konuşma yapıyor. Ya arkadaş sen göz göre göre belgesi bizim de yanımızda var. Mahkemeden eşine fakirlik belgesi almak için başvuru yapmışsın. Ortaya çıkmış. Cumhuriyet Savcılığına yazı yazılmış değil mi? Fakir. Bir milletvekili yani onun pozisyonunda bir milletvekili o yaşta, 2 yılı geçtiği için yaş itibariyle de EYT'den faydalanıp aynı zamanda emekli maaşı ile birlikte maaş alan milletvekilinin maaşı 450 bin 854 lira. Şimdi bu arkadaş fakirse bu yurttaşlar ne yapacak Allah aşkına? Siz nasıl utanmadan böyle bir şeyin içine girebilirsiniz? Baktık bu kişi ne iş yapıyor? Mali müşavir. Mali müşavirler milletvekilliği süresince mali müşavirlik ofisleri de açık kalabiliyor. Bu kişi daha önce partisinde farklı görevlerde bulunmuş. Aksaray'da belediye başkan yardımcılığı, belediye başkanvekilliği, belediye meclisinde görevler almış. Aksaray il başkanlığı yapmış. Gelmiş milletvekili olmuş ve bu kişi fakir. İşte içinde bulunduğumuz kara düzenin gerçekten ibretlik hali. Bilinçaltında ne var biliyor musunuz? Ben iktidarım. İster çalarım, ister hırsızlık yaparım, ister yolsuzluk yaparım. Nasıl olsa yargı bizim yargı kolları. Gençlik kolları gibi. Bize ne olacak ki? Kim bizim ailemizden hesap sorabilir? Şimdi ellerinde mercekle partimizde kusur arayan, mahrem görüntülerden medet uman, iftiracıların ifadelerini günlerce tartışan ve sürekli onu disipline verecek misiniz, bunu verecek misiniz diye bize soru soranlara şu soruyu sormak lazım. Gidin de bir Adalet ve Kalkınma Partisi'nin genel merkezindeki basın toplantısına sorun kardeşim siz bu kişinin istifasını alacak mısınız? Bir disiplin süreci işletecek misiniz? Bir sorun bakalım. Öylesine bir düzen ki bakın aynı kişi ibretlik pek mecliste varlık gösterdiğini görmezsiniz. Genelde birkaç isim hariç AK Parti'de oylamada parmak kaldırır, parmak indirir. Çoğu neye oy verdiğini bilmez. Şimdi bu kişinin bir kanun teklifinde imzası var. Ne biliyor musunuz? Emeklilerle ilgili hani reva görülen en düşük emekli maaşı teklifinde imzası var ve diyor ki hükümetimiz her zaman emeklinin yanındadır. Emeklilere reva görülen ne kadar? 20 bin lira. Ortalara 22 bin lira emekli maaşı. Ya sen 450 bin lirayla fakirim demişsin. Bu emekli bu maaşla nasıl geçinecek? Sen peki böyle bir imzayı nasıl attın?
ANAYASA TARTIŞMALARI VE "YEDEK TUTUKLAMA" KUMPASLARI
Şimdi değerli arkadaşlar, ülkede Anayasa Mahkemesi kararlarından AİHM kararlarına kadar anayasanın açık hükümlerine uyulmadığı bir düzenin içerisindeyiz. Toplantılarda sıklıkla ifade ediyoruz. Daha yeni mecliste, Milli Birlik ve Kardeşlik Komisyonunda partiler altına imza attı. Anayasa Mahkemesi kararları bağlayıcıdır. AİHM kararları bağlayıcıdır. Anayasanın üstünlüğü vesaire vesaire. Şimdi tüm bunlara uyulmadığı bir süreçte yine Adalet Bakanı çıkıp diyor ki ülkemizin sivil bir anayasaya ihtiyacı var. Yeni bir anayasa. Hemen peşine Sayın Erdoğan da aynı şarkıyı söylemeye devam ediyor. Her nasılsa bu iktidar geldiğinden beri 25 yıldır ağızlarından anayasayı düşürmüyorlar. Yaptıkları anayasa değişiklikleriyle Türkiye uçurumun kenarına geldi. Hala da anayasa deyip duruyorlar. Böyle bir ortamda sanki bir toplumsal mutabakat sözleşmesi yapılmasına olanak varmış gibi sürekli anayasadan bahsediyorlar. Siz önce şu zihniyetinizi düzeltin. Önce milli iradeye saygı gösterin. Önce kazanamadığınız yerlerdeki seçilen isimleri düşman ilan etmeyi bırakın. Mahkeme kararlarına uyun. AİHM kararlarına uyun. Anayasa Mahkemesi kararlarına uyun. Hukukun üstünden uyun. Türk Ceza Kanununa uyun. Ceza Muhakemesi Kanununa uyun. Ondan sonra anayasadan bahsedin.
Şimdi öylesine ilginç suçlamalar var ki bu suçlamalardan biri de geçtiğimiz hafta yine yargılaması devam eden casusluk dosyası. Sözüm ona 2019 seçim kampanyasında casusluk yapılmış. Hüseyin Gün isimli bir kişi varmış. Bu kişiyle Sayın İmamoğlu ilk seçimi kazandıktan sonra 5 dakikalık bir görüşme yapmış ve birdenbire casusa dönüşmüş. Yani o nedir biliyor musunuz değerli arkadaşlar? O dosyanın iki anlamı var. Bir, Sayın İmamoğlu için bir yedek tutuklama. Ola ki mahkeme vicdana gelir, tahliye eder. Bir yedek tutuklama yapalım. Birinci nedeni budur. İkincisi de Tele1'e çökmek. Şimdi yalnız bu Hüseyin Gün’le ilgili ilginç bir şey var adamın mahkemede söylediği. Ben diyor Cumhuriyet Halk Partili hiçbir belediyeyle, hiçbir yetkili, hiçbir kurumla PR çalışması için anlaşma yapmadım. Ama AK Parti ile yaptım diyor ve dönemin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay tarafından görevlendirildim diyor yurt dışında. Yani devam ediyor. İktidarla ticari ilişkiler geliştirmiş ama Cumhuriyet Halk Partisi ile böyle bir ilişkisi olmamış birçok olayda yaşandığı gibi. Ortada ne var biliyor musunuz? Başarının düşmanlaştırıldığı ve cezalandırıldığı bir süreç var. Cumhuriyet Halk Partisi başardı. İstanbul İl Örgütü başardı. Ekrem İmamoğlu başardı. İstanbul'da 26 ilçe belediyesi ve Büyükşehir Belediyesi farkla alındı. İstanbul'un 32 ilçesinde Sayın İmamoğlu ipi önde göğüsledi. Cezalandırılmak istenen tam da budur. Ve bu davada da üzerinden 9 ay geçmiş sanki toplanacak delil varmış gibi sudan gerekçelerle tutukluluk halinin devamına karar verdiler. Niye? Hem yedek tutuklama, hem TMSF dedik. 17 Haziran'da TMSF'nin satışı var. Bakın Türkiye'de geçmiş dönemlerde de çok haksız tutuklamalar, yargılamalar olmuştur. Tarihimizin acı sayfalarında vardır bunlar. İbretliktir. Ders çıkartmak gerekir. Ancak Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yargı eliyle insanların malına mülküne çökme yoktu. Şimdi bir kimse hakkında soruşturma açıyorsunuz. TMSF mallarını el koyuyor. Daha yargılaması bitmeden ne masumiyet karinesi dinleniyor ne başka bir şey dinleniyor. Önce adliye sonra TMSF, oradan yandaşa peşkeş. Sayın Merdan Yanardağ söyledi. 10 milyon dolar değeri olan bir kanalın 500 bin dolara satışı söz konusu. Sudan sebeplerle. Merdan Yanardağ’ın kendi adına bile değil kanal. Sanki bir kanal aracılığıyla da casusluk yapılabilirmiş gibi.
BELEDİYE BAŞKANLARINA BASKI VE İDDİANAMELERDEKİ TRAJİK HATALAR
Şimdi değerli arkadaşlar, bir tarafta böylesine büyük haksızlık, vicdansızlıklar var. Bir yandan da bakıyorsunuz bu ülkede yetişmiş, iyi eğitim almış. CHP çatısı altında gençlik kollarında görev yapmış, ilçe başkanlığı yapmış. Gitmiş aynı Avcılar gibi Gaziosmanpaşa Belediyesi'ni kazanmış Hakan Bahçetepe kardeşimiz. Bir yıl sonra iddianamesi sonunda hazırlandı. Bir iddia var hakkında. İddia edildiği tarih ve zaman diliminde adam belediye başkanının internet sitesinde görüntüsü var. Saha çalışmasında ve denilen yerde bile değil. Aslında Hakan Bahçetepe'nin de suçsuz olduğunu biliyor pekala iktidar. Ama biliyorsunuz Gaziosmanpaşa büyük rant bölgesi. Bu vesileyle belediyedeki içeriden meclisten birini seçti. Kendilerine yakın isim seçtiler. AK Parti'ye geçti. Oradaki ranttan vazgeçemediklerinden sudan sebeplerle içeride tutmaya devam ediyorlar. Bugün bizim bölgemizde, 3. bölgede Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün tutuklu. 7 dönemlik efsane başkan tutuklu. Yerine bir başka kişi seçildi. Başkan vekili. Bir süre sonra o da tutuklandı Ahmet Şahin. Şimdi Ahmet Şahin'le ilgili bir iddiada bulunuyorlar. Diyor ki İBB iddianamesinde Ahmet Şahin Ekrem İmamoğlu suç örgütü dedikleri nasılsa hayali yapı Bakırköy Belediye Meclis üyesi yapılmış diyor. Ya adam Bakırköy Belediye Meclis üyesi değil Büyükçekmece Belediye Meclis üyesi. Yani böylesine bir olayda böyle bir akıl dışılık, böyle bir özensizlik nereden tutarsanız tutun siz Büyükçekmece'deki adamı Bakırköy’e ne diye yazarsınız.
KANUNDA OLMAYAN UYGULAMALAR: ARİF GÜRKAN ALPAY DOSYASI
Şimdi değerli arkadaşlar, İBB dosyasında baktığımız zaman çok başarılı bürokratların cezaevine atıldığını görüyoruz. Niye? Sen bir şey biliyorsundur gel anlat. Bunlardan biri de Arif Gürkan Alpay. Bakın bu dosyalarda kanunda yazmayan uygulamalar var. Ceza mahkemesi kanununda bulunmayan uygulamalar var. Arif Gürkan Alpay 26 Nisan 2025 tarihinde gözaltına alınıyor. 4 gün Vatan’da kalıyor. Adliye çıkartılıyor. Adli kontrol şartıyla yurt dışı çıkış yasağı vesaire, imza karşılığı vesaire serbest bırakılıyor. 23 Mayıs 2025 tarihinde ikinci kez yine sabahın köründe gözaltına alınıyor evi basılarak. Şimdi bakın bir soruşturmada, bir şüpheli bir kez gözaltına alınmış kanun çok açıktır. Mahkemece serbest bırakılmışsa hakkında yeni delil çıksa bile onu gözaltına alamazsın. Ancak savcılığın huzuruna getirirsin. Savcı ikinci kez ihtiyaç varsa ifadesini alır. Bu adamı siz ne hakla 8 gün gözaltında tuttunuz? 4 + 4. Kanunda bunun yeri yok. Şimdi bir yıldır tutuklu. Diyorlar ki Halkalı - Kirazlı metro hattı ihalesi. Yapıldığı dönemde bu adam görevde değil. İkincisi diyorlar ki geçen toplantıda anlattık hafriyat meselesi, cebeci dosyası. Adam AK Partili izinleri bakanlık vermiş, valilik vermiş. Peki bu kişiye suçlama ne? Bakın valinin başkanlığında kurulan maden komisyonuna genel sekreter yardımcısı olarak üye olarak görevlendirilmiş. Vali kim? Ali Yerlikaya o zaman. Sonra Davut Gül.
Değerli arkadaşlar, bu akıl tutulmasıdır. Yani burada yetkiyle sorumluluk özdeştir. Yetkiniz yoksa bir işin sorumlusu olamazsınız. Dedim ya kanunda olmayan düzenlemelerin altına imza atılıyor. Uygulamaların. Şimdi bizim kanunda herhangi birinin akrabası olmak suçtur diye bir madde var mı? Herhangi birinin arkadaşı olmak diye bir kanun maddesi var mı? Siz şimdi Sayın İmamoğlu'nu tutukluyorsunuz. Yetmiyor. Hani diyoruz ya aile kutsaldı. Bu şehrin belediye başkanı iki kez seçilmiş, üç kez seçilmiş. 15,5 milyon dayanışma sandığından oy almış. 25 milyon imza toplanmış. Bugün bu ülkede AK Parti ve MHP'ye oy verenlerin önemli kesimin hakkındaki davanın siyasi olduğunu düşündüğü Sayın İmamoğlu ve ona akraba oldukları için ve arkadaş oldukları için tutuklanan insanların hikayesi. Bunlardan biri Cevat Kaya. Dilek İmamoğlu'nun abisi. Belediyede bir görevi var mı? Yok. Tekstil işiyle uğraşıyor. Hiçbir belediye ihalesine girmemiş. İş adamı. 143 eylem var hiçbir yerde suçlanmıyor ama içeride yatırıliyor. Niye? Kayınbirader. Tıpkı diğer kayınbirader gibi. Yani Sayın Dilek İmamoğlu'nun iki abisi de sırf eşi Ekrem İmamoğlu diye tutuklu. Şimdi yetmiyor. Sırf arkadaşı oldukları için tutuklanan var. Seza Büyükçulha, Hakan Karanis bir yıldır içerideler. Somut bir suçlama yok, bir tespit yok. Ama sen bununla zaman geçiriyorsun vardır bir açığı, gediği bize anlat. Bilmiyorsan da, yoksa da iftira at. Yoksa biz seni bırakmayız. Bunlarla ilgili önce gizli kasa diyorlar. Sonra işte özel işletmeci, özel konumlu kişi diyorlar vesaire diyorlar ama bir yere oturmuyor. Yani buradan seslenelim. Gidin kanun yapın. Bari kılıfını uydurun. Deyin ki Sayın İmamoğlu'nun akrabası olmak suçtur. Sayın İmamoğlu'nun arkadaşı olmak suçtur. Ceza Kanununa buyurun yazın rahatlayın. Millet de gerçeği görsün.
Şimdi Sayın İmamoğlu dedi ki ben iddianameleri okumuyorum. Hakikaten doğru yapıyor. Çünkü kadılar divanı kurmuş dünya düzdür diyor. Sen istediğin kadar dünya yuvarlaktır de. Kadılar karar vermiş. Dünya düzdür diyor. Baştan suçlusun. O nedenle kendisi ifade ediyor. Bizim mahkememiz hakimimiz de vatandaş. Vatandaş iradesidir. Halk iradesi geldiğinde her şey ortaya çıkacak.
EŞİNİN TUTUKLANMASIYLA TEHDİT EDİLEREK YALAN İFADE VERENLER VAR
Şimdi öyle insanlar tutuklu ki bunlardan bir tanesi bu hafriyat şirketinde çalışan Murat Gülibrahimoğlu AK Partili bu kişinin şirketinde çalışan Yener Tonurler isimli kişi savunmasını yaptı. Diyor ki ben 29 yıl Devlet Büyükleri Koruma şubesinde polis memuru olarak çalıştım. Emekli oldum, çalışmaya ihtiyacım var. Bu şirkete girdim getir götür işlerini yapıyorum. Şimdi mahkeme soruyor. Bir yemek kartı dağıttın mı? Destek oldun mu vesaire. Diyor ki ben diyor evet diyor AK Parti İstanbul İl Başkanlığı'na ve İstanbul Valiliğine market kartı verdim. Peki diyor CHP'ye verdiniz mi? Vallahi işin açıkçası şunu söyleyeyim diyor. Gönlümden geçmiyor değildi. Keşke de verseydik ama veremedik. Olmadı diyor. Yani patron oraya vermesini istedi. Ve yine Torunler diyor ki Murat Gülibrahimoğlu'nun şirketinden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına dört tane araç verildi. Düşünebiliyor musunuz? Operasyon yapıyorsunuz. Sayın İmamoğlu'nu suçladığınız kişi ve şirket, bağ kurduğunuz şirket. Hala o şirketten siz faydalanıyorsunuz. Şimdi biz diyoruz ya baskıyla tehditte ifadeler alınıyor diye. Diyorlar ki yok. İnsanlar ifadesini geri çekiyor. Ona da yok diyorlar. Peki kardeşim daha yeni Murat Kapki dosya sanıklarından diyor ki tehdit edildim. Ben diyor Karaköy ve Kadıköy'deki açık hava reklam alanlarını Ali Yerlikaya vekalet ederken geçici belediye başkanıyken aldım diyor. Ekrem başkan gelince iptal etti Kapki'nin sözleşmesini. Hani diyor ya etkin pişmanlıktan kimsenin ifadesi alınmadı diyorlar. Ben etkin pişmanlık kapsamında daha önce verdiğim ifadelerin hiçbirini kabul etmiyorum. Savcılık beni eşimin tutuklanmasıyla tehdit etti. Tahliye olma umuduyla da yalan ifade verdim. Yani itirafçı olması karşılığında eşinin serbest bırakılacağını söylediler. Eşi serbest bırakılıyor. Savcı bana söylemeye başladı. Ben de öyle duymuştum diye dedim. Haberlerden duyduklarımı söylemeye başladım ve devam ediyor. Ben ne itirafçıyım, ne etkinim, ne de pişmanım. Ben suçsuz yere iftira atılmış, kardeşi tutuklanmış, karısı gözaltına alınmış, tahliye umuduyla savcılara güvenmiş, tüm mal varlığına el konulmuş ve kandırılmış bir insanım diyor. Artık yetti. Bunun gibi onlarca dosyada kişi var, isim var. Her hafta bir ikisine muhakkak temas ediyoruz.
TUTUKLU GAZETECİLER
Bununla birlikte ülkemizde gerçek anlamda habercilik yapmaya çalışan insanların da hedef gösterildiğini görüyoruz. Bunlardan biri de gazeteci İsmail Arı. İsmail Arı 57 gündür tutuklu. İddianamesi çıktı. Oturduk arkadaşlarla onun dosyasını da irdeledik. Ne var bu iddianamede? Bu insan ne yapmış da tutuklanmış? Toplam 2,5 sayfa. Zaten bir sayfası kimlik tespiti vesaire. 1,5 sayfada farklı tarihlerdeki sosyal medya paylaşımı. Suçlama gerekçesi de şu. Aynen okuyorum. Vakıflara usulsüzce kamu kaynaklarının aktarılarak amacı dışında kullanıldığına dair yanlış intibalar uyandırması muhtemel yanıltıcı bilgiyi alenen yaydığı. Bakın dikkat edin. Somut bir suç isnadı da yok. Yani şurada halkı yanıltıcı bilgi yaptın, halk sokaklara düştü falan yok. Yanlış intiba uyandırması muhtemel. Yani bir ihtimalden ötürü bir gazeteci tutuklanır mı değerli arkadaşlar? Bir gazetecinin cezalandırılması bir delile değil de bir ihtimale dayalı yapılabilir mi? Kaldı ki yaptığı haberlerin çoğu da somut belge, paylaşım. İşte biz o nedenle dünya basın özgürlüğü endeksinde 2026 itibariyle 180 ülke içerisinde 163. sıraya düştük.
“HAN-I YAĞMA” DÜZENİ
Şimdi ülkede her yer yağmalandı, özelleştirildi. Baktılar satacak yer yok. Bu seferde han-ı yağmaya çevirmek istedikleri alanların başında köprüler ve otoyollar geliyor. Karayolları Genel Müdürlüğü'nün işlettiği İzmir çevre yolu özelleştirildiği takdirde şirketin vatandaştan bir yılda alacağı bedel 4 milyar 326 milyon. 25 yılda bakın 108 milyar. Ya bu otoyol zaten yapılmış. Zaten insanlar bunun vergisini vermiş. Köprülerin zaten vergisini defalarca vermiş. Avrasya tüneli var. İnanın kapitülasyon anlaşması gibi. Şimdi biz diyoruz ya garanti geçiş veriyorsunuz. Onun ücretini de milletten tahsil ediyorsunuz. Ender böyle rakamın tuttuğu yerlerden biri. Avrasya tünelinde garanti edilen geçiş sayısı 6 milyon 447 bin 394. Geçen araç kaç? 6 milyon 780 bin 654. Oh dersiniz değil mi? Hiç olmazsa buradan para ödemeyeceğiz. Yine ödüyoruz. Hazine şirkete çeşitli gerekçelerle 91 milyon 781 bin lira ödeme yapmış. Bakın burada garanti edilen ücretler 4 dolar artı KDV. Ve buna her yıl Amerika'daki tüketici enflasyonu da ekleniyor. Yani 2026'da araç başına ödenen tutar iki katına çıkmış. Ödemişiz ama ilave bir daha bakıyorsunuz yani bu Osmanlı'daki kapitülasyonlara benzer milletin vergisinin yandaş şirketlere transfer edilen bir düzenin içerisindeyiz. Burada kaybeden vatandaş. Tevfik Fikret'in Han-ı Yağma şiirinde bu düzeni şöyle anlatmıştı. ‘Efendiler pek açsınız. Bu çehrenizde bellidir. Yiyin. Yemezseniz bugün yarın kalır mı kim bilir?’ Gerçekten Türkiye'nin her şeyini, her alanı hiç sıkılmadan, utanmadan yağmaladıkları bir düzen var.
YÜKSEK ENFLASYON, ASGARİ ÜCRET VE ERKEN SEÇİM ÇAĞRISI
Hani vekilleri fakirmiş ya. Bu ülkedeki 11 milyon asgari ücretli var. Merkez Bankası ben daha yakın zamanda revize edilmeyen bir tahmin hatırlamıyorum. Yıl sonu enflasyon hesabını revize etti. Yüzde 16'dan yüzde 24 seviyesine çıkarttı. Pardon yıl sonu hedefini 26 seviyesine çıkardı.
Şimdi değerli arkadaşlar biz yüksek enflasyonda 5. sıradayız dünyada. Gıda enflasyonunda 3. sıradayız. Yani dünya genelinde yüzde 4,3 olan bir enflasyon düzeninde biz bunun 10 katı seviyesindeyiz. Kim eziliyor? Asgari ücretli, emekli, memur ezilenler bunlar. Ücretle çalışanlar. Şimdi peki bunlara bir ara zam gerekmez mi? Paraları kaybettiler zaten. Senin hesabın tutmamış. Sen bu hesaba göre, bu öngörüye göre zam yaptın. Yani 11 milyon kişinin aldığı 28 bin lira zaten 4 bin lirası eridi. O zaman buna ara zam yapman lazım. Ve bir şey daha. Biz de asgari ücret bir başlangıç maaşı olmaktan çıktı. Bakın bu dünyada bir başlangıç maaşıdır. Hemen artışlar yaşanır. Bizde artık ortalama ücrete dönüştü. Şöyle anlatayım. Avrupa Birliği'ne mensup 21 ülke var. Bu 21 ülkenin yani toplam 500 milyonluk bir Avrupa'dan bahsediyoruz. Toplam asgari ücretli çalışan sayısı 12 milyondur. Bizde tek başına 11 milyon. Zaten asgari ücreti en az veren ülkeler sıralamasında da sonlardayız. Mesela Fransa'da 3,5 milyon kişi. Biz böyle diyoruz ve karşımızda şu nakaratları duyuyoruz. Her şey güllük gülistanlık. Dünyaya hükmeden bir liderliğimiz var. Herkes bizi kıskanıyor.
Buradan halkımıza bir kez daha sesleniyorum. Lütfen gerçeklerin peşinden gidin. Gerçekleri arayın. Yalana, propagandaya inanmayın. Bugün araştırmalar önümüze geliyor. Bir tanesini söyleyeyim. ANK-AR'ın bir araştırması var. Toplumun yüzde 83,6'sı mevcut ekonomi politikaları başarısız buluyor. Bu Cumhuriyet Halk Partilerde yüzde 99. İyi de bakın bu oran AK Parti'de yüzde 67,7. Bu oran MHP'de yüzde 72,7. Öyleyse sizi kötü yönettiğini bildiğiniz bir iktidarın devamını niye isteyesiniz? Bir an evvel bu ülkeye erken seçim gelmesi lazım. Bakın bütçe sadece ilk 4 ayda 758 milyar TL açık vermiş. Geçen yıla göre açık verme oranı yüzde 94 artmış. Niye? Çünkü hukuk güvenliği yok. Çünkü yargı araçsallaştırılmış durumda. Çünkü yatırımcılar Türkiye'ye gelmek istemiyor. Çünkü bu iktidar halk iradesini çiğniyor ve bütün bunlar ekonomide olumsuz sonuçlara yol açıyor.
BU MİLLET KENDİSİNİ SOYANLARA DEĞİL, KENDİSİ İÇİN BEDEL ÖDEYENLERE OY VERECEK
Değerli yurttaşlarımız, kıymetli arkadaşlarımız, Cumhuriyet Halk Partisi bu han-ı yağma düzenine dur dediği için hedef. Cumhuriyet Halk Partisi bu ülkenin birinci partisi olduğu için hedef. Cumhuriyet Halk Partisi kurulan onca iftira ve kumpasa rağmen parti örgütleriyle seçilmişleriyle bir arada durmayı becerdiği için, gerçekleştirdiği için hedef. Cumhuriyet Halk Partisi'nin adayı açık ara kazanıyor gözüktüğü için hedef. Silivri'de yatıyor. Ama siz ne yaparsanız yapın elbette bu milletin önüne sandık gelecek ve bu millet kendisini soyanlara değil, kendisi için bedel ödeyenlere, kendisi için daha güzel bir gelecek inşa edenlere, kendisi için mücadele edenlere oy verecek, göreceksiniz. Ve bizler de o güne kadar 19 Mayıs ruhuyla mücadele etmeye devam edeceğiz. Biz biliyoruz ve inanıyoruz ki bu ülke hanedanlık olmayacak. Elbette milli egemenliğe dayalı gerçek anlamda halk iradesi kurulacak. O nedenle halkı soyanlar korksun.
Katıldığınız için teşekkür ediyorum değerli arkadaşlar.
27.03.2022