17.02.2026
CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Adalet Bakanı Akın Gürlek tarafından yanıtlanması istemiyle TBMM Başkanlığına KHK’lar ile ilgili soru önergesi verdi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Tanrıkulu, KHK’lar ile ilgili hazırladığı önerge ile ilgili şu açıklamayı yaptı:
ANAYASAL HUKUK DEVLETİ İLKESİNİN SİSTEMATİK İHLALİ
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2’nci maddesi, Devleti açık biçimde bir hukuk devleti olarak tanımlamaktadır. Hukuk devleti; idarenin tüm işlem ve eylemlerinin hukuk kurallarına bağlı olduğu, keyfiliğin yasaklandığı, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı ve idari işlemlerin etkili yargısal denetime tabi olduğu bir devlet modelidir.
KHK ile gerçekleştirilen kamu görevinden ihraç işlemleri, büyük ölçüde herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın, bireysel suç isnadı yargı önünde kesinleşmeden uygulanmıştır. Bu durum; İdarenin keyfi işlem yasağını, Hukuki güvenlik ilkesini, Belirlilik ilkesini, Temel hakların ancak yargı güvencesiyle sınırlandırılabileceği yönündeki anayasal sistemi fiilen ortadan kaldıran bir uygulama niteliği taşımaktadır. Bu yönüyle KHK ihraçları, Anayasa’nın öngördüğü hukuk devleti modelinden yapısal bir sapma oluşturmuştur.
II. Masumiyet Karinesinin Açık İhlali ve Cezanın Yargı Kararı Olmaksızın Uygulanması Anayasa’nın 38’inci maddesi uyarınca: “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Ancak KHK ihraçları ile Hakkında herhangi bir mahkûmiyet kararı bulunmayan,
Hatta beraat etmiş veya hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş
binlerce kişi kalıcı biçimde kamu görevinden çıkarılmıştır.
Bu durum, cezalandırmanın yargı organları yerine idari işlemlerle gerçekleştirilmesi anlamına gelmektedir.
Bu uygulama; Masumiyet karinesini, Yargı yetkisinin münhasırlığı ilkesini, Kuvvetler ayrılığı ilkesini fiilen ortadan kaldıran bir idari yaptırım rejimi yaratmıştır.
III. Kamu Görevinden Süresiz Dışlama: Medeni Ölüm Niteliğinde Bir Sonuç KHK ihraçları yalnızca bir görevden alma işlemi olmayıp, kişilerin: Kamu sektöründe yeniden çalışma hakkını, Pasaport alma hakkını, Sosyal güvenlik haklarını, Mesleki itibarlarını, Ekonomik varlıklarını sürdürebilme imkanlarını fiilen ortadan kaldıran sonuçlar doğurmuştur.
Bu yönüyle ihraçlar, klasik bir idari tasarruf olmanın ötesinde, kişilerin sosyal ve ekonomik varlığını ortadan kaldıran ağır bir statü yaptırımı niteliği taşımaktadır.
Bu tür yaptırımlar, ancak bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından verilen kesinleşmiş mahkûmiyet kararları ile mümkün olabilir.
IV. Etkili Başvuru Hakkının Yapısal Olarak İşlevsiz Hale Getirilmesi
Anayasa’nın 36’ncı ve 40’ıncı maddeleri, bireylerin etkili başvuru ve adil yargılanma hakkını güvence altına almaktadır.
Bu kapsamda kurulan OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu; Bağımsız ve tarafsız bir yargı organı değildir, Karar süreçleri uzun yıllara yayılmıştır, Başvuruların büyük çoğunluğu reddedilmiştir, Etkili ve hızlı bir hukuk yolu işlevi görememiştir.
Bu durum, idari işlemlerin etkili yargısal denetimi ilkesini fiilen ortadan kaldırmıştır.
V. Avrupa İnsan Hakları Hukuku Açısından Sistematik Hak İhlalleri Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi; Madde 6: Adil yargılanma hakkı
Madde 8: Özel ve aile hayatına saygı hakkı, Madde 13: Etkili başvuru hakkı
kapsamında devletlere açık yükümlülükler getirmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre; Meslekten çıkarma, Kamu görevinden kalıcı dışlama, Mesleki itibarın ortadan kaldırılması kişinin özel hayatına ve mesleki yaşamına ağır müdahale niteliğindedir.
Mahkeme, bu tür müdahalelerin ancak: Kanunla öngörülmesi, Meşru amaç taşıması,
Demokratik toplumda gerekli olması, Ölçülü olması şartlarıyla mümkün olabileceğini açık biçimde belirtmektedir.
KHK ihraçlarının önemli bir bölümünde bu kriterlerin sağlanmadığı yönünde ciddi hukuki tartışmalar bulunmaktadır.
VI. Beraat Eden Kişilerin Göreve İade Edilmemesi: Hukuki ve Mantıksal Çelişki
Ceza yargılaması sonucunda; Beraat eden, Hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen kişilerin kamu görevine iade edilmemesi; hukukun temel ilkelerinden olan: Masumiyet karinesi, Hukuki güvenlik ilkesi, İdari işlemlerin hukuka bağlılığı ilkesi ile açık biçimde çelişmektedir.
Bu durum, yargı kararlarının idare tarafından fiilen etkisiz hale getirilmesi anlamına gelmektedir.
VII. Ölçülülük ve Orantılılık İlkesinin Açık İhlali Anayasa’nın 13’üncü maddesi uyarınca temel haklara yönelik sınırlamalar: Ölçülü, Gerekli, Demokratik toplum düzenine uygun olmak zorundadır.
Ancak süresiz kamu görevinden çıkarma ve meslek yasağı, ceza hukuku yaptırımlarından dahi daha ağır sonuçlar doğurabilmektedir. Bu yönüyle uygulama, ölçülülük ilkesini aşan ağır ve kalıcı bir hak sınırlaması niteliği taşımaktadır.
VIII. Hukuk Devleti, Demokrasi ve İnsan Hakları Açısından Yapısal Bir Sorun Aradan geçen uzun süreye rağmen; Beraat eden kişilerin görevlerine iade edilmemesi, Hak kayıplarının devam etmesi, Etkili bir telafi mekanizmasının oluşturulmaması, hukuk devleti ilkesinin fiilen zedelendiğini göstermektedir.
Hukuk devletinin temel gereği; idari işlemlerin keyfiliğe yol açmayacak biçimde, yargı denetimine açık, ölçülü ve hukuka uygun olmasıdır.
Bu bağlamda, KHK ihraçlarının doğurduğu hukuki sonuçların; Anayasa,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Uluslararası insan hakları standartları çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi, hukuk devleti ilkesinin gereğidir.”
-SORU ÖNERGESİ-
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
Aşağıdaki sorularımın, Adalet Bakanı Sayın Akın GÜRLEK tarafından Anayasa’nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 96’ncı maddeleri gereğince tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.
Av. Dr. M. Sezgin Tanrıkulu
Diyarbakır Milletvekili
15 Temmuz 2016 tarihinde ilan edilen olağanüstü hâl sürecinde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile yüz bini aşkın kamu görevlisi, herhangi bir yargı kararı olmaksızın kamu görevinden ihraç edilmiştir. Bu ihraçlar sonucunda kişiler yalnızca mesleklerinden değil, sosyal güvenlik haklarından, çalışma haklarından ve mesleki itibarlarından da mahrum bırakılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2’nci maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesi, 10’uncu maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi ve 36’ncı maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı gereğince, idari işlemlerin yargı denetimine açık olması ve masumiyet karinesinin korunması zorunludur.
Ayrıca Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesi (adil yargılanma hakkı), 8’inci maddesi (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ve 13’üncü maddesi (etkili başvuru hakkı) kapsamında, bireylerin haklarına müdahale eden işlemlere karşı etkili ve sonuç doğurucu hukuk yollarının sağlanmasını zorunlu kılmaktadır.
Ancak aradan geçen 9 yılı aşkın süreye rağmen;
Haklarında beraat kararı verilen veya kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen kişilerin önemli bir bölümü görevlerine iade edilmemiştir.
OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu kararlarının uzun süre alması ve yargı süreçlerinin etkisizliği nedeniyle hak ihlalleri devam etmektedir.
KHK ile ihraç edilen kişilerin çalışma hakkı, sosyal güvenlik hakkı ve ekonomik varlıklarını sürdürebilme hakları ciddi biçimde kısıtlanmıştır.
Bu durum, Anayasa’nın hukuk devleti ilkesi ile uluslararası insan hakları yükümlülükleri açısından ciddi tartışmaları beraberinde getirmektedir.
Bu bağlamda;
27.03.2022