27.08.2026
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, düzenlediği basın toplantısında salçalık domates üreticisinin yaşadığı krizi, Ticaret Bakanlığının Karacabey’de meraya dökülen domateslere ilişkin açıklamasını, ayçiçeği ve mısırdaki ithalat politikalarını ve Çorum’da nohut üreticisinin karşı karşıya kaldığı ürün kaybını değerlendirdi.
Karacabey’de salçalık domatesin tarla maliyetinin kilogram başına yaklaşık 5 liraya ulaştığını, üreticinin eline ise 3 lira 80 kuruş ile 4 lira 20 kuruş arasında fiyat geçtiğini belirten Sarıbal, “Üretici çalışıyor, üretiyor ama zarar ediyor. Sorun fiyattır, sorun denetimdir; asıl sorun iktidarın temel tarım politikalarıdır” dedi.
Bakanlık sanayicinin değil, çiftçinin hakkını korumalıdır
Ticaret Bakanlığının, Karacabey’de bazı salça fabrikalarınca kabul edilmeyen ve meraya dökülen domateslerin “ezik, çürük, taş ve toprakla karışık” olduğunu açıkladığını hatırlatan Sarıbal, Bakanlığın fabrikaların ürünü kabul etmemesinde mevzuata aykırılık bulunmadığını savunurken üretici hakkında idari işlem süreci başlattığını söyledi.
Sarıbal, Bakanlığın açıklamasına şu sözlerle tepki gösterdi:
“Ticaret Bakanlığı ciddi bir çalışma yürütmüş ve suçluyu bulmuş: Çiftçi! Fabrikanın ürünü neden almadığını, çiftçinin ürününün neden günlerce beklediğini, fiyatın neden maliyetin altında kaldığını incelemek yerine çiftçiyi suçluyor. Bir de sanayi işletmeleri adına savunma yapıyor.”
Salçalık domatesin açık alanda ve toprak üzerinde üretildiğini vurgulayan Sarıbal, şöyle devam etti:
“Domates nerede üretiliyor? Sarayda mı, apartmanda mı, dairede mi, gökyüzünde mi? Bu domatesler açık alanda, tarlada, toprağın içinde üretiliyor. İster makineyle ister elle hasat edilsin; mutlaka tozu da, toprağı da, taşı da olur. Ticaret Bakanlığı yetkililerine soruyorum: Bu açıklamayı hazırlayanlardan herhangi biri bugüne kadar bir kilogram domates yetiştirdi mi? Domates üretilen bir tarlaya gitti mi? Domatesin yetişme ve hasat sürecini biliyor mu?”
Domates fabrikanın kapısında kaç gün bekledi?
Basın toplantısında meraya dökülen domateslerin fotoğraflarını gösteren Sarıbal, ürün yığınlarında farklı zamanlarda dökülmüş domateslerin bulunduğunun görüldüğünü belirtti.
Domateslerin tarlada mı bozulduğunun, yoksa fabrikaya ulaştıktan sonra bekletildiği için mi niteliğini kaybettiğinin araştırılması gerektiğini söyleyen Sarıbal, Ticaret Bakanlığına şu soruları yöneltti:
“Domates tarladan toplandıktan sonra fabrikanın kantarına ve işleme hattına ulaşıncaya kadar kaç gün bekledi? Fabrikalar alıma ne zaman başladı? Geçmiş yıllara göre daha mı geç açıldı? Fabrikaların önünde bekleyen ürün miktarı ne kadardır? Günde 60-70 bin ton domatesin hasat edildiği bölgede fabrikaların günlük işleme kapasitesi kaç tondur?”
Karacabey ve Kemalpaşa’nın Türkiye’nin en önemli salçalık domates üretim merkezleri arasında olduğunu belirten Sarıbal, Karacabey’de dekara üretim maliyetinin yaklaşık 50 bin liraya, ortalama verimin ise 10 tona ulaştığını söyledi.
Bu koşullarda salçalık domatesin yalnızca tarla maliyetinin kilogram başına yaklaşık 5 lira olduğunu ifade eden Sarıbal, nakliye ve diğer giderlerin de üreticinin üzerinde kaldığını vurguladı.
Sarıbal, sözleşmeli üretimin çiftçiyi korumadığını, fabrikalarla üreticiler arasına giren aracıların ürünü çiftçiden daha düşük fiyatla alarak kazanç sağladığını söyledi:
“Çiftçi, fabrikaların geç açıldığını, domateslerin günlerce beklediğini söylüyor. Günlük hasat miktarıyla fabrikaların alım kapasitesi birbirini karşılamıyor. Aracılar çiftçinin ürününü 5 lira yerine 3 lira 50 kuruşa, 4 liraya alıyor. Ticaret Bakanlığının bunlara ilişkin bir tek cümlesi var mı? Yok.”
Ayçiçeği millî güvenlik meselesidir ama üretici ithalata mahkûm ediliyor
Ayçiçeğinin yalnızca sofralık yağın değil, hayvancılıkta kullanılan yemin de temel girdilerinden biri olduğunu belirten Sarıbal, ürünün Türkiye açısından stratejik önem taşıdığını söyledi.
Türkiye’nin 2026 yılı ayçiçeği üretiminin 2 milyon 250 bin ton düzeyinde tahmin edildiğini, kendine yeterlilik oranının ise yüzde 63,2’de kaldığını aktaran Sarıbal, 2025-2026 piyasa yılının ilk sekiz ayında 1 milyon 300 bin ton ayçiçeği ithal edildiğini, ihracatın ise yalnızca 93 bin ton olduğunu belirtti.
Türkiye’nin dünya ayçiçeği ithalatındaki payının bir sezonda yüzde 30,2’den yüzde 44,5’e yükseldiğine dikkat çeken Sarıbal, şunları söyledi:
“Bu topraklarda ayçiçeği yetişir mi? Yetişir. İklimimiz, toprağımız, üretim birikimimiz buna uygundur. Buna rağmen kendi üreticimize güvence vermiyor, ülkeyi ithalata bağımlı hâle getiriyoruz. Mesele yalnızca çiftçinin üretmesi değildir. Çiftçinin ürettiğinden kazanması, insanca yaşaması ve gelecek yıl yeniden üretim yapabilmesi gerekir.”
Ayçiçeğinde taban fiyatın hasattan önce açıklanmasını isteyen Sarıbal, üreticilerin dile getirdiği 42-45 lira ve üzerindeki fiyat beklentisinin dikkate alınması gerektiğini söyledi.
Sarıbal; Trakya Birlik, Çukobirlik, Karadeniz Birlik ve üretici kooperatiflerinin alım ve finansman kapasitesinin artırılmasını, mazot, gübre, tohum ve ilaç başta olmak üzere temel girdilerin gerçek maliyetler üzerinden desteklenmesini istedi.
Dokuz ay ithalat yapıp ‘hasatta ithalat yapmıyoruz’ diyemezsiniz
Hasat öncesinde yapılan ithalatın ve ithal ürünün stoklanmasının çiftçinin hasat dönemindeki fiyatını doğrudan baskıladığını belirten Sarıbal, Ticaret Bakanlığının gümrük vergisi düzenlemelerini de eleştirdi:
“Haziran ve temmuza kadar düşük vergiyle ithalat yapılıyor. Ekimden itibaren yeniden düşük vergili dönem başlıyor. Arada yalnızca hasat dönemini kapsayan kısa bir süre bırakılıyor. Sonra da ‘Hasat zamanı ithalat yapmıyoruz’ deniliyor. Bir ithalatçının yılın dokuz ayında aldığı ürünü stoklamayacağını mı düşünüyorsunuz? Ayçiçeği de mısır da stoklanabilir. Aklımızla alay etmeyin.”
Mısırın yaklaşık yüzde 84’ünün yem sektöründe kullanıldığını hatırlatan Sarıbal, mısırdaki ithalat ve fiyat politikasının yalnızca tarla çiftçisini değil; et, süt, yumurta ve kanatlı eti üretimini de etkilediğini belirtti.
Mısır ve ayçiçeğinde ithalatın çiftçinin hasat takvimine göre düzenlenmesini isteyen Sarıbal, “Çiftçi hasat döneminde tüccarın, borç baskısının ve piyasa koşullarının insafına terk edilmemelidir. Alım fiyatları üretici ürününü elinden çıkarmak zorunda kalmadan önce açıklanmalıdır” dedi.
Çorum’da ekim alanı arttı, nohut üretimi yüzde 41,9 geriledi
Çorum’da nohut ekim alanı artmasına rağmen üretimin önemli ölçüde gerilediğini belirten Sarıbal, 2025 yılında ekim alanının 271 bin 809 dekara çıkmasına karşın üretimin 20 bin 531 tona düştüğünü söyledi.
Çorum’un nohut üretiminin bir yılda yüzde 41,9 gerilediğini, dekara verimin ise 141 kilogramdan 76 kilograma düştüğünü aktaran Sarıbal, özellikle Alaca ve çevresinde aşırı yağış, dolu ve su baskınlarının üreticiye ağır zarar verdiğini ifade etti.
TARSİM’in teminat yapısının kuraklık, aşırı yağış, sel, don ve dolu gibi afetler karşısında üreticiyi yeterince korumadığını belirten Sarıbal, bütün kayıtlı üreticileri kapsayan genel tarım sigortası çağrısını yineledi:
“Bir tarlaya tohum atıldığı, fidan dikildiği andan itibaren o üretim kamunun güvencesinde olmalıdır. Genel bir tarım sigortası kurulmalı, temel prim kamu tarafından karşılanmalıdır. Çiftçi afet olduğunda yalnız bırakılmamalıdır.”
Çiftçi üretimden çekilirse ülkenin bağımsızlığı zarar görür
İktidarın tarımdaki gerilemeyi üretimi destekleyerek değil, ithalat ve çiftçiyi borçlandırma yoluyla yönetmeye çalıştığını söyleyen Sarıbal, açıklamasını şöyle tamamladı:
“Çiftçi önce borçlanıyor, ardından göç ediyor ve mülksüzleşiyor. Çiftçinin yalnızca üretmesi değil, ürettiğinden kazanması ve gelecek yıl yeniden tarlasına girebilmesi gerekir.
Çiftçi üretimden çekilirse yalnızca üretim kaybolmaz; halkın gıda güvencesi, gıda egemenliği ve ülkenin bağımsızlığı zarar görür. Üreten çiftçimizin yanındayız. Bu bozuk düzen değişebilir. Halktan, üretenden ve toprağımızdan yana yeni bir düzeni hep birlikte kuracağız.”
27.03.2022