12.05.2026
CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL:
“TÜRKİYE SİYASETİ, AK PARTİ SİYASETİ VE ERDOĞAN’I BİLMEM AMA AİLESİ TEHDİT ALTINDADIR; ‘BEN KAÇMAM, UĞRAŞANI PİŞMAN EDERİM’ DİYEN BİR HADSİZ BAŞINIZIN BELASIDIR”
“BU PARTİ TEHDİTTEN YILANLARIN, TESLİM OLANLARIN PARTİSİ DEĞİL; KALANLAR ARKADA KALSIN, BİZ İKTİDARA YÜRÜYORUZ”
“‘CEP TELEFONU VERGİSİ MİLLİ GÜVENLİK SORUNU’ DİYE SİTE KAPATANLAR, HAYSİYET CELLATLIĞI YAPAN SİTELERİ KAPATMIYOR”
“YENİ ANKET YAPILDI VE 3,5 PUAN ÖNDE ÇIKINCA ERTESİ GÜN MUHİTTİN BÖCEK ADAY GÖSTERİLMİŞ”
“AK PARTİ İKTİDARA GELDİĞİNDE EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI 1,5 KOÇ ALIYORDU, BUGÜN İKİ EMEKLİ BİRLEŞSE BİR KURBANLIK ALAMIYOR”
“TELEFON 65 BİN LİRA, AKP’DEN ALDIĞINDA 133 BİN LİRA; GÖNDER AKP’Yİ, ALIRSIN DİĞER FİYATA”
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Değerli milletvekillerimiz, kıymetli grubumuzla birlikte bugün Türkiye’nin dört bir yanından siz değerli konuklarımızı ağırlamanın mutluluğu içindeyiz. Sizlerin şahsında bizleri televizyonlarından takip eden, radyolarından dinleyen tüm vatandaşlarımızı Cumhuriyet Halk Partisi olarak saygı ile selamlıyoruz. Hoş geldiniz. Öncelikle önemli bir hafta, Engelliler Haftası. Engelliler Platformu aramızda, partimizde engellilerle ilgili tüm çalışmaları yürüten arkadaşlarımızla birlikte buradalar. Bugün Hemşireler Günü. Özellikle Covid gibi dönemlerde, afetlerde, depremlerde haklarının ödenmeyeceğini hep söylediğimiz ama maalesef de hakikaten hakları da ödenmeyen, bizleri yaşatmak için her şeyi göze alan çok değerli sağlık emekçileri. Ayın 14’ü Eczacılar Günü, benim meslektaşlarımın günü. Yine Çiftçiler Günü haftasındayız. Bugün tüm bu motivasyonlarla ve Atatürk’ün iki büyük eserine birden; hem kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’ne, hem de dolayısıyla ve doğrudan kurduğu Cumhuriyet’e sahip çıkmak için burada olanlara yürekten teşekkür ediyorum. Hoş geldiniz, şeref verdiniz” dedi. Özel, şunları söyledi:
“YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE, KAHROLSUN EMPERYALİZM”
“Bayram öncesi, Kurban Bayramı öncesi son grup toplantısı. Hep birlikte 81 ilimizde yoğun bir haftayı geride bıraktık. Şimdi yine dirençle, mücadeleyle, inançla geçecek yeni bir haftaya başlıyoruz. Hem Meclis’te önemli görevlerimiz var. Hem yine Meclis’in kapandığı gün 81 ilde, 973 ilçede saha çalışmalarımız var. Geçtiğimiz hafta ben arkadaşlarımızla ve arkadaşlarıyla birlikte Deniz Gezmiş’in, Yusuf Aslan’ın, Hüseyin İnan’ın kabirleri başındaydım. 54’üncü kez onları, idamlarının 54’üncü yılında şehitlerimizi mezarları başında andık. Buradan onlara söyleyeceğimiz tek şey, onlardan bize ve tarihe kalan o muhteşem bir cümle; ‘Yaşasın tam bağımsız Türkiye, kahrolsun emperyalizm.’ Pazar günü bu ülkede sadece evlat değil vicdanı, dayanışmayı, umudu büyüten annelerimizin Anneler Günü’nü hep birlikte kutladık. Bir kez daha tüm annelerin ellerinden öpüyoruz.”
“SAHA FUARINDA İKİ - ÜÇ STANTTA BİR KARŞILAŞMALAR OLDU”
“Perşembe günü SAHA 2026 - Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayii Fuarı’nı ziyaret ettik. Orada yerli teknolojilerimizi inceledik, firma ve kurumlarımızı ziyaret ettik. ASELSAN’dan HAVELSAN’a, TUSAŞ’ımızından TÜBİTAK’ımıza kadar tüm kurumlarımızı ve bu ekosisteme katkı sağlayan, çok önemli görevler yapan şirketleri, pırıl pırıl mühendisleri, gözleri pırıl pırıl gencecik insanları gördük. Çok önemli saatler geçirdik orada. Elbette savunma sanayiini bir partiye, bir döneme mal edenlere rağmen 1973’te kurulan TUSAŞ’ı, Cumhuriyet’in ilk yıllarında gökleri işaret eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten başlayarak TUSAŞ’taki büyük atılımla birlikte bugünlere kadar nasıl geldiğimizi konuştuk. Kimin emeği, katkısı varsa ayırmadan, sakınmadan hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyoruz. Orada da kimseyi ayırmadan ziyaretlerde bulunduk. Şöyle karşılaşmalar oldu, iki - üç stantta bir; ‘Beni tanıdın mı?’ ‘Tanıyor gibiyim.’ ‘Ben Balyoz’dan içeride yattım. Siz ziyaretimize gelmiştiniz.’ ‘Beni tanıdın mı?’ ‘Tanıyor gibiyim.’ ‘İzmir Askeri Casusluk siz olmasaydınız ortaya çıkmazdı. Bizi o iftirada Meclis’te siz anlattınız, Veli Ağbaba anlattı, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri anlattı.’ ‘Ergenekon’da siz yanımızdaydınız. O dönemler pırıl pırıl, Türkiye için çalışan, Cumhuriyetçi, Atatürkçü, milliyetçi subayları birileri özellikle bir başsavcının, Zekeriya Öz’ün patronajında ve ‘Arkada ben varım’ diyen Tayyip Erdoğan’ın haberi ve bilgisi dahilinde… Övüne övüne, ‘Bağırsakları temizliyoruz, darbecileri temizliyoruz’ diye. O gün biz bu taraftaydık, doğrusunu söylüyorduk. Sayın Erdoğan öbür taraftaydı, cellatları savunuyordu. Biz cellatların elinden Ergenekon, Balyoz ve çeşitli kumpaslarla katledilmeye çalışanları savunduk ve kurtardık. Gün oldu, o cellatlar Erdoğan’ın karşısına çıkıp darbeye karıştılar. Orada bile parlamentoyu savunduk. Yapılan zulümleri gördük ama sandığa sahip çıktık. Bugün yeni cellatlar, yine Erdoğan arkasında. Yine bu ülkenin yarınları için çalışmak isteyen pırıl pırıl insanlar…”
“KİN DEĞİL SORUMLULUKLA; ‘ASKERİ HASTANELERİ AÇSINLAR’ DEDİLER”
“O gün nasıl o günkü Genelkurmay Başkanı’na da Ahmet Tatar’a da Askeri Casusluk’taki pırıl pırıl subaylara da sahip çıkarken ne kadar eminsek, aynı inançla, aynı kararlılıkla; o gün FETÖ’nün saldırısında doğru tarafta duranlar olarak, bugün 19 Mart darbesi ve Akın Gürlek’in yargı çetesine karşı dimdik aynı yerde ve aynı tarafta duruyoruz. Biz o gün doğruları savunurken, ‘Ateş olmayan yerden duman çıkmaz’ diye bağıranlar, sonra önlerine baktılar ve gözlerini kaçırdılar bizden o kürsülerde. Biz ‘Bir gün gelecek ve haklılığımız ortaya çıkacak’ demiştik. Bugün bir daha söylüyorum. Bu kürsünden değil. Çünkü o günkü bu kürsüde olmayacağız. Muhalefet kürsüsünden değil ama iktidar kürsüsünden. Bir kez daha sizlerin ve milletimizin karşısına çıkıp, ‘Biz yine doğru tarafta durduk, dürüst insanları savunduk, suçsuzları savunduk. İftiracılara karşı baş eğmedik, gerekirse baş verdik ama eğilmedik’ diyeceğimiz güne kadar buradan tarihin önüne şerh düşüyorum. Bir daha çıkacağım ve bugünü hatırlatacağım. Yine iyi insanlar, iyi insanlar… Cezaevinde evladından ayrılmış Onursal’ı, tarihin en büyük iftirasına kurban gitmiş Ekrem İmamoğlu’nu ziyaret edersin. Ta Balyoz’dakiler gibi o dönemde. Kendi dertlerine yanmayıp, bizimkiler ‘İnfaz koruma memurlarının sorunlarını söyleyin’ der. İçeride yatmışlar, çıkmışlar. Fuarda gezdik. En çok şu mesajı verdiler; ‘Özgür Bey siz söyleyince etkili oluyor. Aman söyleyin. Aman tekrar edin. Askeri sağlık sistemini lağvettiler. Askeriyeleri kaldırdılar. Asker vuruluyor, harp cerrahisi bilen kimse yok. Boşu boşuna uzuvlar kaybediliyor, evlatlar kaybediliyor. Yarın bir savaş olur, bedelini ağır öderiz. Aman ha askeri hastaneleri açsınlar. Askeri sağlık sistemini kursunlar.’ Ne diyeyim? Öylesi iyi insanlar ki içlerinde kin değil, yine bu ülke için sorumluluk biriktirmişler. Hepsine selam olsun. Önlerinde saygı ile eğiliyorum.”
“CEVABI RİZE’DE ERDOĞAN’IN DOLDURAMADIĞI MEYDAN VERDİ”
“Cumartesi Rize tarihinin en büyük mitinglerinden birini gerçekleştirdik. Adalet ve demokrasi için 108’inci eylemde Rize’de bulunduk. Partimize yönelik saldırılara en güzel cevabı, Recep Tayyip Erdoğan’ın memleketi Rize’de yıllardır o boyutta dolduramadığı meydanı dolduran kendi hemşerileri verdi. Teşekkür ediyorum Rizelilere, Karadeniz’in yiğit insanlarına. Şunu söyleyeyim. Bugünkü bu karşılamanız, her hafta sonu bir başka şehirde, eski deyimiyle ‘AK Parti’nin’ ama yeni haliyle ‘milletin kalelerinde’ meydan meydan demokrasi büyütenlere, dosta güven ve olmayana kaygı verenlere, Atatürk’ten emanet Cumhuriyet’in en önemli kazanımı olan sandığa, seçme hakkına ve seçtiklerine sahip çıkanlara helal olsun, selam olsun. Şimdi ben ne yaptığımı anlattım bir haftada. Siz ne yaptınız, Cumhuriyet Halk Partisi grubu? Gittiniz, gördünüz, gezdiniz. Ne gördünüz? Bir bakalım ne görmüşsünüz, biraz da sizi ağırlayanlar ne anlattı, bir onlar anlatsın bakalım. Helal olsun canım grubuma. Hepinizin emeklerine sağlık. 81 ilden görüntüler var, arkadaşlar sosyal medyada diğer illerimizle ilgili görüntüleri paylaşacaklar. Sizler sahaya gittikçe, milleti dinledikçe, millet söyledikçe onların sesini Türkiye’ye duyurmak ve onların derdini bildiğimiz gibi çözümlerini söylemek, onlar için iktidara yürümek, iktidar olup bu haksızlıkları sona erdirmek boynumuzun borcudur. Görev bizdedir, sorumluluğumuzun farkındayız.”
“TÜRKİYE’DE GIDA ENFLASYONU DÜNYANIN 17 KATI”
“‘Bugün Kurban Bayramı öncesi son toplantı’ demiştim. Artık ne yazık ki vatandaşlarımız bayramı umutla karşılamıyor. Hatta ‘Bayram gelmiş neyime?’ sözü, bayramla ilgili umut söyleyen cümlelerin yerine geçmiş durumda. Yıllık enflasyon yüzde 32,4’e yükseldi. Dört ay önce 30’un biraz altındayken, ‘Yıl sonunda yüzde 16’ya düşecek’ demişlerdi. Yüzde 30’dan 16’ya doğru düşeceğini iddia ettikleri enflasyonu dört ayın sonunda yıllık yüzde 32,4’e getirdiler. Son dört aydaki enflasyon yüzde 14,6. Geçen sene bir miktar enflasyonda bu sene ile kıyaslandığında, daha fazla düşüş olduğu için bir yıllık enflasyona yüzde 2,5 olarak yansıdı. Ancak bu sene her ay üst üste binen enflasyonlar büyük bir tehlikeye dikkat çekiyor. Yüzde 14,6 ile bir yılda hedeflenen yüzde 16’lık enflasyonu dört ayda tüketmiş, dört ayda oraya ulaşmış noktadayız. Bundan sonra enflasyondaki her artış kar topu gibi büyüyerek fiyatları daha yüksek, maaşları daha yetersiz bir hale getirecek. Bir aylık enflasyonumuz, nisan ayı enflasyonumuz yüzde 4,2 olarak gerçekleşti. Yani dünyadaki 100 ülkenin bir yıllık enflasyonundan fazla. Hani diyorlar ya ‘Enflasyon bütün dünyada sorun’, dünyadaki 100 ülke bir yılda bizim bir ayda yaşadığımız enflasyondan azını yaşıyor. O yüzden dünyanın gelişmiş ülkelerinde böyle bir sorun yok. Kaldı ki işsizlikte Avrupa birincisiyiz, yüksek enflasyonda Avrupa birincisiyiz, yüksek faizde Avrupa birincisiyiz, yoksullukta Avrupa birincisiyiz, gelir ve vergi adaletsizliğinde Avrupa birincisiyiz. Açlık sınırının 35 bin, yoksulluk sınırının 113 bin lira olduğu bir ülkede 28 bin liraya ev geçindirmeye çalışan emekçilerin, 20 bin liraya hayatta kalmaya çalışan emeklilerin ülkesindeyiz. Bu enflasyon dört ay önce verilen emekli aylığından, 20 bin liradan 3 bin lirayı aldı götürdü bile. Bu enflasyon 28 bin lira olarak ilan edilen asgari ücretten 4 bin lirayı aldı götürdü bile. Ve iğneden ipliğe her şeye zam geliyor, gelmeye de devam ediyor. En önemli sorunlardan bir tanesi de birazdan çiftçilerimizden bahsederken bahsedeceğim. Gıda enflasyonu. Dünyanın 17 katı bir gıda enflasyonu ile boğuşmak durumundayız.”
“HERKESİN EVLADI KENDİNDEN DAHA FAKİR”
“Bunu Rize’de söyledim, gençler hem beğendiler, hem hak verdiler, hem de çok tekrar ettiler. Bu ülkede eğer anneden ve babadan miras kalmıyorsa, artık kendi emeğiyle çalışan bir gencin mesleği ne olursa olsun çok istisnai durumlar ya da yurtdışına gidenler hariç, mesleği ne olursa olsun; öğretmen olsun, memur olsun, asgari ücretli olsun, uzman çavuş olsun, özel sektörde çalışan biri olsun, mavi yakalı, beyaz yakalı olsun. Çalışan birinin çalışarak bir araba alması, bir ev alması mümkün değil. Onların anneleri babaları ikisi de çalışıyorsa beş yılda arabayı alıyorlardı. 10 yılda bir ev bir araba sahibi oluyorlardı. Hiç olamayan emekli ikramiyesiyle alamadığı evi alıyordu, başını sokuyordu. Öyle bir dönemdeyiz ki; anneden babadan miras değilse ev hayal, araba hayal. Öyle bir dönemdeyiz ki; hepimizin bu salondaki herkesin, evlatları kendinden daha uzun boylu, babalardan daha yakışıklı, annelerden daha güzel. Ama ilk kez yaşıyoruz ki herkesin evladı kendinden daha fakir. Herkesin evladının geleceği kendi geleceğinden daha karanlık. İşte bu karanlığı yırtıp atmak, bu umutsuzluktan gençleri kurtarmak, dünyadaki gençler nasıl umutla bakıyorsa yarınlarına öyle bir Türkiye inşa etmek, evlatlarına dünyanın öbür ucunda değil, öz vatanında hayal kurdurmak için bir kez daha iktidara talibiz. 47 yıl sonra bir kez daha ve 100 yıl önce olduğu gibi Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’nin birinci partisi.”
“‘SEPETE EKLE’ DEYİNCE, AKPDEN.COM ‘DUR BAKALIM’ DİYOR”
“Bu kara düzende en büyük haksızlıklardan biri, vergi sistemi. Geçen hafta tanıtmıştım. Bayağı da alkış almıştı. İlgi vardı. ‘akpden.com.’ Bizim ‘akpden.com’da geçen hafta biliyorsunuz 1,2 milyon liralık bir araç her şeyiyle, yurtdışında üretilmiş, bir sürü masrafı, maliyeti var. Firmanın acayip kârı var, üretildiği ülkenin o işten aldığı vergi var, Türkiye’ye satılıyor ve 1 milyon 200 bin liralık bir araç, Türkiye’ye gelişi 1 milyon 200 bin, ama vatandaş almasına giderken 2 milyon 750 bin lira alıyor. Araç 1,5, vergisi 1 milyon 550 bin lira, her çeşit vergisi. KDV’si, ÖTV’si, bandrolü. Bu sefer gençler, bu renk hem AK Parti’nin rengi, hem o meşhur telefonun lansman rengi. Bu telefon 65 bin 400 liraya Türkiye’ye geliyor. Bu telefon dünyanın en büyük teknoloji firması tarafından, dünyanın altı kıtasında çalışan on binlerce çalışanının katkılarıyla, emekleriyle, yüksek teknolojiyle, içinde kullanılan değerli metallerle, onunla, bununla ve şirketin ilan ettiğine göre yaklaşık 15 bin lira da karıyla bu fiyata geliyor. 65 bin lira. Sepete eklemeye kalkıyor bizim gençlerimiz. Sepete ekle deyince ‘akpden.com’da, ‘Dur bakalım’ diyorlar. ‘Öyle hemen sepete ekleyemezsiniz. Bu telefonu kullanacaksın bunda Kültür Bakanlığı’nın payı var, yüzde 1, 654 lira ona. Yüzde 12 TRT bandrol ücreti var. 7 bin 900 lira. ‘Ne alaka?’ deme. Belki açacaksın oradan TRT’yi izleyeceksin. O yüzden TRT android ücretini vereceksin ondan sonra telefonuna ereceksin. Yüzde 20 KDV, 22 bin 194 lira. Bunların hepsine birden yüzde 50 ÖTV daha, 36 bin 990 lira. Vergiler toplamı 67 bin 764 lira. Telefon 65 bin lira, vergisi 67 bin lira. Ya var ya, dünya devi o şirketin, hepinizin bildiği o yarım elmalı şirketin, her şeyi yapıp kârını da edip yüksek teknoloji dediği yerde 65 bin liraya gelen telefona, bizimkiler oturdukları yerden 67 bin lira vergi koyuyorlar. Genç arkadaşım bu telefonu almaya kalksa 133 bin 164 lira ödüyor. ‘akpden.com’. Telefon 65 bin lira, AKP’den aldığında 133 bin lira. Gönder AKP’yi, alırsın bu fiyata.”
“SİTEYE ERİŞİM ENGELİ GETİRDİLER”
“Tabii akıl almaz bir şey, Allah onlardan razı olsun. Bu siteye erişim engeli getirdiler. Birazdan aynısı hangi sitelere erişim engeli getirmediklerini söyleyeceğim. Bu siteye erişim engeli geldi. Saatler içinde, bir gün içinde. Halen daha girilebilen bilgisayarlar var, birçok başka başka numaraları varmış bu işin. Girilemeyenler var. Giren için ‘akpden.com’ giremeyen için ‘akp2den.com.’ Onu kapatırlarsa, inadına ‘akp3ten.com, akp4ten.com.’ Hadi engelle bakalım. Ama bu siteye erişim engeli geldi. Şimdi girseniz 10 kişiden dokuzu giremiyor, yarın 10’uncu da giremez. Erişim engelinin gerekçesi: Milli güvenliğe tehdit. Ulusal çıkarlara ve milli güvenliğe tehdit. Bu ne biliyor musunuz arkadaşlar? Erişim engelini burada savunuyorlar. Diyorsun ki ‘Partizanlık yaparsınız. AK Parti’nin işine gelmeyen siteyi kapatırsınız, işine gelen sitede ne haysiyetsizlik olsa ellemezsiniz. ‘Yok, bak gerekçe yazalım’ diyorlar. ‘Milli güvenlik, milli menfaatler ve milli güvenliğin tehdit altında olduğu durumlarda biz bu kadar hızlı davranacağız’ diyor. O yüzden ancak o gerekçeyle kapatabiliyor. Cep telefonundaki vergiye isyanı, milli güvenliğe tehdit görüyorlar. Yazıklar olsun sizin gibilerin milliyetçiliğine de, olmaz olsun sizin getireceğiniz güvenlik de. Bir devlet, bir partinin bu kadar organı haline getirilirse, daha biz buna ne söyleyelim.”
“60 BİN LİRALIK ÜCRETTEN 138 BİN LİRA VERGİ KESİLİYOR”
“Ayrıca biraz önce söyledim bugün Türkiye’de bizi izleyen, dinleyen, beyaz yakalı, mavi yakalı, mühendisler, teknisyenler var. 60 bin - 70 bin - 80 bin lira maaş. Bir asgari ücretliye baktığınızda çok büyük maaş gibi görünüyor. Ama bu kişilerin dünyada emsallerinin, bu kişilerin dünyadaki mevkidaşlarının, meslektaşlarının aldıkları maaşlarına bakınca dörtte bir maaşlara çalışıyorlar ve üç katı fazla çalışıyorlar. Üç katı da pahalı bir ülkede yaşıyorlar. 60 bin lira ücret alan bir işçiden, 138 bin lira yıllık vergi kesiliyor. İki maaş oraya gidiyor. 70 bin lira maaş alan bir teknisyenden, 180 bin lira, 2,5 maaş yılda vergi kesiliyor. 80 bin lira maaş alan bir mühendisin, 235 bin lirası, yılda üç maaşı vergiye gidiyor. Ama AK Parti ne yapıyor? AK Parti, yeni bir vergi barışı getiriyor. Yeni bir varlık barışı getiriyor. Nedir? Dışarıda paran varsa, nasıl kazandığını sormadan uyuşturucu mu, insan kaçakçılığı mı, silah kaçakçılığı mı, tehdit mi? Nasıl kazandıysa kazan, yüzde 5’inden biraz azını verirsen bize, parayı getirirsin Türkiye’de istediğini yaparsın. Geçen hafta söyledim. Uyuşturucu baronunu yakalamışlar, ‘Varlık barışından yararlandım geldim’ diyor. Öbür uyuşturucu baronu, ‘Daire aldım, geldim. Çünkü varlık barışı Türk vatandaşlarına aitmiş’ diyor. Türkçe bilmiyor. ‘250 bin liraya daire aldım, daire verdiler. Yararlandım, parayı buraya getirdim’ diyor. Sonra o baron torbacıları, torbacıların üstündeki dağıtıcıları o paralarla finanse ediyor, evlatlar zehirleniyor. Öbürünün kurduğu motosikletli suç çetesi, 14 - 15 yaşındaki yoksul çocuğu TikTok’tan, oradan buradan yakalayıp ailesine bakmayı taahhüt edip, kendine içeride bakmayı taahhüt edip, ona bir kimlik, silah verip örneğin Adana’nın iş adamlarını sıradan tehdit ettiriyor. Sonra birer kurşun ettiriyor. Parayı ödemeyeni infaz ettiriyor. Sonra 14 yaşında o çocuk diyor ki, ‘Benim yaşıtlarım babasının eline bakarken, bana abiler -yani çete- içeride bana, dışarıda babama bakıyorlardı’ diyor. İşte AK Parti’nin Türkiye’ye dayattığı kara düzen budur. O dışarıdan hesapsız gelen uyuşturucu parasının ya da çetelerin paralarının nereleri finanse ettiği buradadır. O Ahmet Minguzzi’yi bıçaklayıp da, içeride anasına diklenenlerin, anasını - babasını tehdit edenlerin aldığı cesaret, kirli paradandır, AK Parti’nin onların önüne açtığı kara düzendendir. AK Parti’nin kara düzeni yıkılmadan hiçbir sorun çözülmez.”
“DİYANET, KURBAN KESİM BEDELİNİ 21 KAT ARTIRMIŞ”
“Gelelim Kurban Bayramı’na. AK Parti iktidara geldiğinde en düşük emekli maaşı 257 liraydı. En düşük emekli maaşı. Ve iyi bir koç, 150 liraydı. Böyle tuttuğunda ele gelecek koçu 150 liraya alıyordun, emekli maaşı 1,5 koç alıyordu. Bugün aynı iyi koç 45 bin lira, en düşük emekli maaşı 20 bin lira. 1,5 koç alan emekli, yarım koç alamayan, iki emekli birleşse bir kurbanlık alamayan duruma geldiler. AK Parti iktidara geldiğinde asgari ücret emekli maaşından düşüktü ve 187 liraydı. İyi bir koç, 150 liraydı. Bir asgari ücret, bir kurbanlığın fazlasını alıyordu. Bugün asgari ücretli kurban almaya gittiğinde, elinde 28 bin lira var, kurbanlık 45 bin lira. Ve gelelim emekli ikramiyesine. Niye? Çünkü şöyle; 2015 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi ‘Her emekliye bir maaş ikramiye’ demişti. AK Parti ‘Veremezsiniz’ dedi, MHP ve o günkü BDP bugünkü DEM, ‘Biz de vereceğiz’ dedi. 7 Haziran’da emekliler AK Parti’yi iktidardan ettiler. 1 Kasım’a giderken o kaotik süreçte ‘Biz de vereceğiz’ dediler. 2015’te verilen söz, seçim yok ya, 15’te unutuldu, 16 - 17 unutuldu. 2018’in seçimden önceki Kurban Bayramı’nda ilk kez tutuldu. Ve biz itiraz ettik, ‘Bir maaş verin’ dedik. Bir maaş vermediler ama bin lira verdiler. O zaman maaşın yüzde 66. Ama bugün işte o gün. Hani dedim ya iyi bir koç. Emekli ikramiyesi bin liraydı ve bir koç alıyordu. O gün bin lira olan emekli ikramiyesini, geçen hafta duydunuz Bakan ‘Bu bayramda da artış yok’ dedi, Ramazan’da da vermedikleri gibi. 4 bin lira olarak verecekler. 2018’de bin liraydı, şimdi 4 bin lira ve ‘Artmayacak’ dediler. 2018’de bir koç alan bin lira, 2026’da bir but alıyor, emekliler alabilirse. Bu emekli ikramiyesiyle sadece sekiz yıl önce Cumhuriyet Halk Partisi sayesinde, AK Parti’nin zorla verdiği, bir koç parası verdiği ikramiye, bin liraydı ikisi de. Şimdi koç 45 bin lira, ikramiye 4 bin lira. Ve buradaki hesap, en basit hesap 21 kat ararken kesim bedeli, yani koçu gidip de buradan almazsan, Diyanet İşleri’nin sitesine girersen, onlar da kesim bedeli kabul ediyorlar. Ve kurbanı onları bırakıyorsun. 2018’de Diyanet İşleri’ndeki kurban kesim bedeli 850 lira. İkramiye bin lira. Gidip koçu alıyor ya, Diyanet İşleri’nde de 850 liraya kesiyorlar sana. Bu sene Diyanet İşleri kesim bedeline 18 bin lira demiş. 21 kat artırmış. O Diyanet İşleri Başkanı’nı atayan bu hükümet, ikramiyeyi sadece dört kat artırmış. Sekiz yılda 21 kat artan Diyanet İşleri’nin hesabı, dört kat artan emeklinin ikramiye hesabı. Bu duruma getirdiler.”
“ER VE SÜT KURUMU UCUZ ET-SÜT SAĞLAYACAĞINA, 14 MİLYAR KAR ETMİŞ”
“Kırmızı ette elbette bir krizin içindeyiz. Son beş yılda enflasyon yüzde 653 artarken, et fiyatları yüzde 1124 artmış. Burada ne geliyor akla? Akla hemen Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin protein destekleri, mandıraları, halk etleri ve orada eti yüzde 30 - 40 ucuza sattığı yerler geliyor. Ama yetişebilir mi? Yetişemez. Bir kilo veriyor ayda, bilemedin iki kilo veriyor. Kimseye yetişemez. Bitti mi, bitiyor. Onun için ne var devlette? Et ve Süt Kurumu var. Güya ucuz satacak. Ama biliyorsunuz, et ithalatıyla uğraşan başında genel müdürleri var. Ve 2024 yılı verileri açıklandı. 14,3 milyar lira kar elde etmiş Et ve Süt Kurumu. Biraz ucuz etin, sütün peşine koşan vatandaştan 14 milyar lira kar elde ederek kurumlar vergisinde 15’nci olmuşlar. Türkiye’nin en çok vergi veren 15’nci şirketi haline gelmişler. Millet ucuz et alacak diye. Senin işin kar etmek değil, senin işin et ithal edip bilmem ne yapmak değil. Senin işin Türkiye’de ucuza et ürettirmek, ucuza kesmek, ucuza ulaştırmak. Türkiye’nin 15’nci para kazanan kurumu haline gelenler, bugün görevlerini yapmayanlardır. Bugün iktidarın liyakatsiz atamaları sonucunda o kurumun başında olanlardır.”
“GENÇLER BİR ASGARİ ÜCRETE TARLADAN KAÇACAKLAR”
“14 Mayıs biraz önce söyledim, Çiftçiler Günü. Dünyanın en bereketli topraklarında yaşıyoruz. Ama gıda enflasyonunda Avrupa’da birinciyiz, dünyada beşinciyiz. Bizden kötü dört ülkenin biri işgal altında, biri Amerikan bombardımanında, bir tanesi yıllardır iç savaşla uğraşıyor. Bir tanesi de Arjantin. Arjantin, Güney Sudan, İran dışında gıda enflasyonu bizden yüksek olan ülke yok. Son 20 yılda, 23 milyon dönüm tarım arazisini kaybetmiş durumdayız. Tam Trakya kadar. Trakya’yı kaybettik tarımda biz. Trakya kadar tarım arazisini kaybettik. Ortalama çiftçi yaşı 58. AK Parti geldiğinde 37’lerdeydi. Yani gençler topraktan koptular, üç gençten ikisi ‘Asgari ücretli bir iş bulursam seneye tarlada çalışmam’ diyor. Bu hale geldik. Tehdidin boyutu burada. Öyle bir nokta ki ortalama çiftçi gelirdi 19 bin lira. En düşük emekli maaşından da düşük. 19 bin lira bir çiftçinin ortalama geliri. O yüzden 28 bin liraya sanayide çalışmaya razı, toprakta, işte Manisa’da, Adana’da, pamuk eken, Trabzon’da çay bahçesinde çalışan, Gaziantep’te fıstıktan ekmeğini çıkarmaya çalışan, Antalya’da güneyde narenciye ile uğraşanlar bir asgari ücrete koşa koşa tarladan kaçacaklar. Bir beka sorunundan bahsediliyorsa tam da burada var.”
“BİZİM GARANTİMİZ SÜT ÜRETİCİSİNE VE TÜM ÇİFTÇİLEREDİR”
“Diğer taraftan süt, yem meselesi. Bütün süt hayvanlarını kesime götürecek seviyelere gitti. Büyük kayıplar yaşadık. Öyle bir noktaya geldik ki artık çiftçi bu işin içinden nasıl çıkacağını bilemediği için ekmeyi - dikmeyi, hayvancılığı bırakıp kendini bir büyükşehirde bulabildiği ilk işe atmaya çalışıyor. Oysa bu olursa hem hepimiz gıda sorununu daha da derinden yaşayacağız. Hem fiyatlar artacak ve bu işleri asla normale döndüremeyeceğiz. Yılın ilk üç ayında bu iktidar faize 876 milyar lira ödedi, çiftçisine 60 milyar lira destekleme verdi. Çiftçiye 60 milyar lira veriyor. Faize 876 milyar lira veriyor. İşte AK Parti’nin kara düzeninin, AK Parti’nin Türkiye gemisini karaya oturtmasının ve daha da bu kafayla yüzdüremeyecek olmasının en temel sebeplerinden biri bu. Kendi çıkardıkları kanun ‘Yüzde 1 destekleme’ der, gayri safi milli hasıladan ama bunlar bütçeye binde iki, beşte birini koyuyorlar. Vermeyi bırak, niyetine bile girmiyorlar. Parayı bütçeye koymuyorlar. Kendi kanunlarına aykırı bütçe yapıyorlar. Biz elbette öncelikle bu yüzde 1’i hemen sağlamayı, ayrıca çiftçi mazotunu ÖTV ve KDV’siz hale kanunla derhal getirmeyi, çiftçi borçlarının faizlerini silmeyi, anaparayı yapılandırmayı, planlı bir tarıma geçmeyi, çiftçinin ne ekip dikeceğini ve kaça satacağını bildiği bir düzeni kurmayı, elektrik ücretlerini aylık değil hasattan hasada eskiden olduğu gibi, AKP öncesi olduğu gibi tahsilatını mümkün kılmayı, çiftçinin üretimine ve hayvancının süt üretimine alım garantisi vermeyi partimizin programına koyduk; şimdiden taahhüt ediyoruz. AK Parti, ‘Parayı İngiltere’den bul ve getir. 25 yıllık gelirini sana bırakacağım. Her geçen arabanın parasını alacaksın. Geçmeyeninkini benden alacaksın’ diyen bir düzen kurdu. Otoyollara geçiş garantisi, köprülere geçiş garantisi, havaalanına uçuş garantisi, şehir hastanesine hasta garantisi veriyor. Yandaşı beşli çeteye, bilemedin sekiz - 10 zengine, kendi zengin ettiklerine. Onlara hiçbir garantimiz yok. Garantim o dur ki bizim garantimiz süt üreticisine, bizim garantimiz Türkiye’nin bütün çiftçilerinedir.”
“SİYASİ HİKAYEMİZ İKTİDAR DEĞİŞİMİ UMUDUYLA GÜÇ BULUYOR”
“Değerli arkadaşlar, bizim bu yeni siyasi hikayemiz; yani partinin Genel Başkanı’nın şahsında partinin kurumsal kimliğine, enerjisine, direncine, iktidar yürüyüşüne yaptığınız o bitmeyen alkışlar var ya, o bizden güç alan ve bize güç veren enerjiniz var ya, o Rize meydanına sığmayıp taşanlar, Rize’den ‘Artık iktidar değişsin’ isyanını yükseltenler var ya, işte bu yeni bir hikaye bu iktidarın değişim umuduyla kendine enerji buluyor. 2023’teki büyük üzüntüden sonra büyük silkiniş, değişim, onun yarattığı enerji ve dört ay sonra gittiğimiz yerel seçimlerde elde edilen büyük zafer... Ege’nin bir tane ilini bile bir başka partiye bırakmadan kazanılan bir zafer. Türkiye’de nüfusun yüzde 65’ini kazanan, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiçbir siyasi partiye, AK Parti dahil, nasip olmamış bir zafer. Nüfusun yüzde 65’i ve ekonominin yüzde 85’ine Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin hizmet etme imkanı. 47 yıl sonra gelen birincilik ve buradan iktidara doğru çıkılan yürüyüş… Birinci yıl dönümü daha gelmeden bütün ölçümlerde yüzde 45 ile seçilen ortalama belediye başkanlarının yüzde 58 - 59’luk beğenileri. Kimi illerde; Ankara’da, Mersin’de, Denizli’de, Manisa’da yüzde 70’e varan vatandaş memnuniyetleri… İstanbul’da ‘İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder’ diyenin İstanbul’u kazananın Türkiye’yi kazanacağını görmesi ve bu noktada başlayan Cumhuriyet’in bir sonraki hükümetine mevcut hükümetince, Cumhuriyet’in bir sonraki Cumhurbaşkanı’na mevcut Cumhurbaşkanınca girişilen darbe girişimi… Bir yıldan fazladır her gün saldırı altındayız, her gün. Sonrasında saldırılar adayımızdan, başkanlarımızdan, bürokratlarımızdan yani Türkiye’yi yönetecek kadrolardan partimizin kurumsal kimliğine döndü. Partimize kapatma davası açacak hadsizliğe kadar, İBB davasının iddianamesiyle bir CHP’ye kapatma davası yollama ya da üstüne yapılan üç kurultaya, sıfırdan yapılan bir kurultaya rağmen açılan bir butlan davasına, mahkemenin kale almamasına rağmen istinafta diri tutulmaya çalışılan bir tehditle birlikte partiye yöneltilen bir büyük taarruzla karşı karşıyayız.”
“‘NE YAPTIYSAM EKREM’E DEĞİL, AK PARTİ’YE YAPTIM’ DEDİ”
“Bunlar daha önce yaşanmamış şeyler. Ama öyle bir noktada ki yaşananlar; ‘Ne için bunlar yaşanıyor, nasıl yaşanıyor, neler planlanmıştı da buralara gelinmişti?’ O açıdan birazdan başka yerlerde, başka şeyler söyleyeceğim. Ama bugün ortaya öyle bir şey çıktı ki… Ankara’dan yeniden yollanan, hakimken bütün siyasi kararları veren ve Anayasa Mahkemesi’nde bir çoğu oybirliği ile bozulan birisinin İstanbul’a gittiğindeki planı. ‘Kişi kendinden bilir işi.’ Ona demişler ki ‘Billboard varsa yolsuzluk yapıyorlar’, ‘Hafriyat varsa yolsuzluk yapıyorlar’, ‘Reklam varsa yolsuzluk yapıyorlar.’ ‘Nereden bildin?’ ‘Bilirim ben o işi.’ Kişi kendinden bilir işi. O yüzden ‘Para alıyorlar, bu paraları kasalara koyuyorlar, kasaları akrabalarının bahçelerine gömüyorlar.’ ‘Nereden bildin sen bu işi?’ Kişi kendinden bilir işi. Geldiler, bahçeleri kazdılar, kuyulara indiler, evleri bastılar. Hiçbir yerde hiçbir şey bulamadılar. Kör kuruş bulamadılar ama ilk başladıklarında, ‘560 milyar lira yolsuzluk’ diye anlattıklarında, ‘En büyük kısmı hafriyat ve bu işi yaptıkları yer Cebeci Hafriyat’ dediler. Allah Allah… İlk duyduğunda Ekrem Başkan dedi ki ‘Oranın bizimle ne ilgisi varmış?’ ‘Bizimle ne ilgisi var?’ diyor. Orası Enerji Bakanlığı’nın yeri. Döküm muvafakatnamesini o veriyor. Ayrıca denetimi onun sınırları içinde olan AK Partili belediye yapıyor; Sultangazi. Ayrıca bir protokol var. Bizim büyükşehir olarak hakkımız var. Dökülen hafriyattan bir şey alacağız; yüzde 10 bize. Enerji Bakanlığı, yüzde 20 bize olacakken yüzde 10’u valiliğe vermiş. Yüzde 10 da Cebeci Hafriyat’tan valilik alıyor. ‘Ben anlamadım neler oluyor? diyordu, ‘Hele bir iddianame çıksın. Hele bir çıksın.’ İddianame çıktı. Durdu, durdu bugüne geldi. Bu arada Cebeci Hafriyat’ın ortağı, daha doğrusu Cebeci Hafriyat alanına döküm yapan kişi Murat Gülibrahimoğlu, AK Parti’nin önceki il başkanının, seçim günü il başkanı olan kişinin ortağı. Yani buz gibi AK Partili bir arkadaş. Buna bir plan kurmuşlar. ‘Bu işten bir iftira atacaksın, etkin pişmanlıktan yararlanacaksın. Sana mallarını öbür türlü çökeriz ve vermeyiz. Ama sen Ekrem’e bir yalan uyduracaksın. Biz buraya kaçak döküm yapıyorduk…’ Rakam şöyle çıkıyor; iddia etmeye çalıştıkları vaktiyle, şimdi yapamadıkları: Günde beş bin fazladan kamyon. İstanbul’dan Kocaeli’ne kadar. Uydudan görünür. Adam bu sırada yurtdışında oluyor ve bu iftiraları atmak yerine doğruları söylemeye başlıyor. ‘Benim CHP ile ne işim var? Benim ortağım AK Parti il başkanı. Benim her sahip çıktığım şey AK Partili. Ben AK Partiliyim. Ne yaptıysam Ekrem’e değil, AK Parti’ye yaptım’ diyor.”
“BUNU DA İÇİŞLERİ BAKANIMIZA EMANET EDİYORUM”
“Bugün bu kıymetli Murat Gülibrahimoğlu, Kuzey İstanbul Modern İnşaat, Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin sahibi. Cezaevine sokulamadığı, canıyla, malıyla, evladıyla tehdit edilemediği ve yurt dışında olduğu için itirafçı yapılamamış. Ama kendisinin şirketindeki birisini alıp, itirafçı yapmaya çalışmışlar. Ama bakın bugün ne çıktı ortaya? Ekrem İmamoğlu, Sayın Toruner’e soruyor. O şirkette çalışan bir muhasebeciye. Şirketin dökümleri çıkmış. Güya oradan bize atılacakken, Ekrem Başkan yakalamış ve soruyor. ‘Vergi inceleme raporunuzda 44 milyon liraya yakın market kartı alışverişi görüyorum’ diyor. Var ya BİM, işte ŞOK, o - bu, A101; üç harfliler. ‘Savcı bizim arkadaşlarımızı market kartı dağıtıyoruz diye ağır suçluyor. Tutuklu tutuyor. Birçok arkadaşım savunma yapmak zorunda kalıyor. Siz bu 44 milyon liralık market kartlarını nerede kullandınız?’ Çünkü bizi suçluyorlar ya ‘Rüşvet olarak aldınız’ diye. Yener Toruner: ‘Kamu kurumlarına, AK Partili belediyelere, AK Parti teşkilatına verdik.’ Soru: ‘AK Parti teşkilatı derken, tam kurum söyleyebilir misiniz?’ Cevap: ‘AK Parti İstanbul İl Başkanlığı’na teslim ettik.’ Soru: ‘CHP’ye verdiniz mi?’ Ekrem Başkan soruyor. Cevap:... Kendi Cumhuriyet Halk Partili herhalde. ‘Gönlümden geçmedi değil ama keşke verseydik, hepsini AK Parti’ye verdik.’ Bitti sanmayın. Ayrıca elimde bir şey var. Ne zaman gitmişti Akın Gürlek? Ekim 2024’te. Kasım 2024’te Kuzey İstanbul Modern İnşaat Sanayi, yani bu firma dört araç tahsis etmiş. Kime? 34 MIU 211, 212, 230 ve 209 plakalı araçlar. Skoda SuperB. Nereye? İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na. Soruyorlar; ‘Bu araçları kime verdiniz?’ ‘Akın Gürlek’e verdik.’ Hani denir ya. Yahu savcılıklar alır, belediyeden alsa alır da. 19 Mart operasyonunda yakalama çıkardığı, hafriyat işinden Ekrem Başkan’ı iftira attırmayı planladığı firmadan, ‘Dört araç getir bakayım’ diyor. Getiriyor. ‘Araçların ikisini İstanbul’da kullanıyordu Akın Bey, ikisini Ankara’da’ diyor. Ha derler ki ‘Nereden bileceğiz?’ Denemesi bedava. İçişleri Bakanı’nın bir talimatıyla yapılır. Bu plakalı araçlar, plaka tanımadan, EDS’den nerede? Ama benim elimde kolayı var. Bu plakalı araçların Ankara’da yediği cezalar var Akın Bey’i taşırken. Ceza tutanağı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı diye verilmiş, Ankara’ya zırt pırt gelindiğinde binilmiş. Akın Bey içindeyken ceza yenilmiş. Bunu da İçişleri Bakanımıza emanet ediyorum.”
“BİR ARAÇTAN BAŞKANIMIZ İÇERİDE, KURUM’UN AJANSINA 50 MİLYON LİRA YATMIŞ”
“Yanlış anlamayın, Bu firma Ekrem Başkan’a iftira atacaktı. Ondan arabalar alınmış, kartlar alınmış, AK Parti’ye verilmiş. Ayrıca bu firmada kişi ifade verirken, böyle kayıyor ya MASAK raporu ya da vergi inceleme raporu ya da banka ekstresi. Savcı gösteriyor. Orada bir yere daha geliyorlar böyle, tık. 41 milyon 666 bin lira. ‘Bunu da söyleyeyim’. ‘Onu geç, onu biliyoruz’ diyor savcı. Neyi geçmişler? 41 milyon 666 bin lira nedir? Üstüne KDV konunca 50 milyon lira olan bir tutardır. KDV tarhiyatından dolayı o düşülür. KDV alacağı var ya firmanın, ödediği paradan düşülüyor. 50 milyon lira. Kime ödemiş? Orada yazıyor. ‘Geç onu’ diyor savcı, ‘Biliyoruz.’ Neyi biliyor biliyor musunuz? Kalyon Ajans’a ödendiğini biliyor. Ne zaman? 16 ve 23 Mart; seçimlere iki hafta ve bir hafta kala. Murat Gülibrahimoğlu’ndan, bu firmadan Kalyon Ajans’a. Kim Kalyon Ajans? Murat Kurum’un İstanbul’daki büyükşehir kampanyasını yapan ajansı. Şimdi bizim bir belediye başkanımıza, aday gösterilmeden önce ilçeye verilmiş bir sesli aracı bir ay kullandı diye, bunu aday olduğu, memur olmadığı günden rüşvete sokup; arkadaşımızı sekiz - dokuz aydır iddianamesiz içeride tutuyorlar. Koca bir seçim kampanyası, 50 milyon lira Murat Kurum lehine Kalyon Ajans’a yatıyor. Bir tweet attı ‘İftiradır.’ ‘Biz ‘İftiradır dediğinizde, kanıtını çakacaksınız alnımıza’ diyoruz, gösteremiyorsun. Oysa mahkeme kayıtlarında var Kalyon Ajans’a ödenen para. İşte o yüzden ben Murat Kurum’a soruyorum ya, Akın Gürlek’in 16 tane tapusu var. Aha da burada ID numaralar var. Dördü aktif, üstünde dördü, 12’sini elden çıkarmış, aktifini açıp gösteriyor. Oysaki Murat Kurum bu ID’leri girince hangi tarihler arasında Akın Gürlek’te olduğu belli. Ama susuyor ya söyleyemiyor ya. Çünkü kampanyaya paranın nereden yattığını Akın Bey biliyor. Ekrana gelince ‘Geç onu, biz biliyoruz’ diyor. AK Parti olunca dokunmuyorlar. Eğer ilçeye verilmiş bir sesli araçtan rüşvet çıkaranlar, buradan tarihin en büyük rüşvetini, en büyük zimmetini örtbas etmeye çalışıyorlarsa; daha çok çok iki yıl edersiniz. İki yıl sonra bu millet çatır çatır soracak bunların hesabını. Çatır çatır. Ayrıca buradan söyleyeyim. Daha önce söyledim, bir de buradan söyleyeyim. Bu tapuların, bu ID’deki tapuların 16’sını da Murat Kurum bildirmiş zaten. Nereye biliyor musunuz? Yanlışlıkla. Maliye Bakanlığı’nın bir genelgesi var. Gelir, vergi kaçakçılığını önleme, kamu kurumlarının vergilerini artırmak için. Orada diyor ki ‘Birisi tapuda işlem yapar belediyeye gidip başvurmaz. Belediye de ondan vergisini alamaz. Sonra da satar bilmem ne yapar. O yüzden siz mutat aralıklarla, üç ay, altı ay, tapudaki değişiklikleri resmi yazıyla ilgili belediyelere bildirin.’ Çevre Şehircilik Bakanlığı genelgeye uygun şekilde, Sayın Akın Gürlek’in 16 tapusunu da Türkiye’nin çeşitli yerlerindeki belediyelere bildirmiş zaten. Aha buradan söylüyorum. Murat Kurum çık ve ‘Bu tapular hiçbir zaman Akın Gürlek’in üzerinde olmadı’ de. Ben de sana şunu söylüyorum. Üzerinde oldu, 19 yıllık hakim savcı, ki başka şeyden gelir elde etmesi yasak. 190 yıl maaş alsa biriktirse alamayacaklarını ve fazlasını Senfoni’den, 98 milyon duruyor, yalanlamadılar. Öbür taraftan Emlak Konut yalanlamadı, duruyor. Onlar da tapusu alınmak üzere sözleşmesi yapılmışlar. Cumhuriyet tarihinde değil, Anadolu’da devlet kurduğumuz günden bugüne, kurduğumuz bütün Türk devletlerinin en büyük zimmet, irtikap ve yolsuzluğunun üstünü kapatamazsınız, eninde sonunda hesabını vereceksiniz. Eninde sonunda.”
“FERDİ’YE İFTİRA ATACAKLARDI”
“Şimdi gelelim beylerin nasıl iş gördüğüne, bir örnek vaka üzerinden. Ne yapıyorlar ya? Ekrem Başkan’a attılar iftira, bugün işte Cebeci Hafriyat’ta çıktığı gibi. Her iftiracının böyle koltuğun altına kaçtığı gibi ya da vazgeçip, beyanından vazgeçtiği gibi. Ona da yalan atıyor, ‘Vazgeçen yok’ diyor. Tıkır tıkır çıktı vazgeçenlerin listesi. Şimdi gelelim örnek bir vaka üzerinden, bir kişi nasıl alınır, tehdit edilir, zorlanır ve itirafçı yapılır. Bunu bir görelim. Örnek, maalesef Muhittin Böcek ve Böcek ailesi. Biz bu 16 tapuyu açıkladığımız gün, kendisine ertesi gün ‘Bir şey söyle’ dediler. Cep telefonuyla, titreyen elleriyle, göz içine bakamayan ruh haliyle dört tane aktif tapuyu, o an üzerinde olan aktif tapuyu, öbürlerini filtrelemiş. Gösteriyor. Üçünün de yanında üçgen var, o şu demek. Son üç ayda edinilmiş. Nereden? Şimdi laf lafı açıyor. Son üç ayda nereden edinilmiş? Mahall’den. Bir tanesi İzmir’de, ikisi Ankara’da. İzmir’dekilerden bir tanesinden bir topuklayan efenin izi çıkarsa şaşırmam. Bunu da bir kenara yazayım. O söylediğimi anladı. Son üç ayda denilmiş. Bunu bana söyleyen o kadar emindi ki; İzmir’deki Mahall’in kim tarafından kime verildiğine. O gözle oraya da bakacağız. Dört tapuyu gösteriyor. Göze bakamadan, basına bakamadan, yere bakarak. Dört tapuyu gösteriyor. Ve sonra diyor ki ‘Özgür Özel bu tapuları açıklarken iki şeyi var. Bir; asrın yolsuzluğunu örtmeye çalışıyor. Bir de kendisinin bir işi var. Muhittin Böcek itirafçı olacak, daha vakti var.’ 15 Ocak tarihinde. Tarihi veriyor ağzıyla, videosu var. ‘Manisa’da bir benzin istasyonunda baz çakışması var. Muhittin Böcek onu itiraf edecek. Özgür Özel o yüzden bunu yapmaya çalışıyor’ diyor. Sonra ne oldu? Tam bunu söyledikten sonra. Muhittin Böcek’in şoförleri, korumaları ve o gün yanında olanlar ifadeye alındı. Beklenmedik bir şey oldu. Beklediği şu. Muhittin Böcek orada baz vermiş, orada biri daha bizden biri baz verir Manisa’da. O kişiye yüklenirler, ‘Bu kişiye para verdi’ derler. Muhittin Böcek’in şoförleri, bulunulan mekanın kamera kaydı, her şey Muhittin Böcek’in oraya gittiğini, sonra Manisa’ya doğru tek başına hareket ettiğini gösteriyor. Bir şey gösteremiyor. O gün söylediği tutar 50 milyon Euro. Yani bir kamyonet para. Çantayla taşınacak gibi anlatılıyor, öyle ifade vermişler. Muhittin Böcek’in de önüne bu ifadeyi altı ay önce ben getirdiklerinde söylemişim, otobüsün üstünden. Koyup, ‘Özgür Özel’e verilmek üzere 50 milyon Euro.’ Sonra o gün 20 milyona düşürüyorlar. ‘‘Benzinlikte verdim’ diye imza at, çık kurtul’ diyorlar. Muhittin Böcek atmıyor. Bana, Cavit Arı’ya, kendisini ziyaret eden bütün milletvekillerimize bu belgeyi gösterdi. Altında İstanbul’daki bir savcının ifade imzasıyla getirmişler. ‘Bunu imzala kurtul’ diyorlar. Atmadı. Bakın ne oldu biliyor musunuz? Oradaki koruma polisinin cep telefonuna bir adres atıldığı ortaya çıktı. O adresi açıp kendileri gittikleri, kimseyle buluşmadıkları çıktı. Adresi atanın rahmetli Ferdi Zeyrek olduğu ortaya çıktı. Ferdi Zeyrek’in Muhittin Bey’e konum atıp, ‘Burada bekliyorum abi’ deyip kendi proje ekibiyle yedi kişi, onu getiren ve yanında projeyi anlatacak kişilerle bir, danışmanı ve proje anlatacak mimarlık ofisinde oturdukları, Manisa’nın aday ya Ferdi, Antalya deneyimlerinden toplu taşıma, hafif raylı sistem, ucuz su, halk ekmek çalıştıkları, sonra hep beraber Manisa kebabı yiyip vedalaştıkları, o kadar şahidin önünde hiçbir yalnız kalma olmadığı gitti. Oluverse, oraya Ferdi gidiverse, Ferdi’nin şoförü bunları almaya gidiverse… Manisa’nın hiçbirimizin dolduramadığı meydanları, sokakları cenazesi dolduran Ferdi kardeşimin ölmüş ya, Ferdi’ye iftira atarak, ‘Muhittin Böcek Ferdi'ye verdi paraları.’ Nasılsa Ferdi bir şey diyemez, Ferdi de o paraları Özgür’e verdi, ya da şurada kullandı burada kullandı deyip, Ferdi’ye iftira atacak zihniyet, tak diye kaldı.”
“KAYITLARA BAKILACAĞINI BİLİYOR, 15 GÜNLÜK SÜRE VERİYOR”
“Sonra ne oldu biliyor musunuz? Devlete emanet cep telefonundan Muhittin Böcek’in oğlunun ve gelinin, gelininin kaydettiği, eşiyle mahrem görüntülerinden bir tanesini kamuoyuna verdiler. Hatta dilim varmıyor ama bu iftirayı atan siteyi hâlâ engellemiyorlar. Ele geçirilmiş bir delinin bir sitesi var. Oradan gelininin aslında Muhittin Böcek’in sevgilisi olduğu, çocuğun Muhittin Böcek’ten olduğu, oğluyla evlendirdiği gibi iğrenç iftirayla bir video servis ettiler. ‘Devamı gelecek’ dediler. Biz de basından okuduk, Gökhan Böcek’in sinir krizi geçirdiği, ‘Tamam getirin ne istiyorsanız imzalayacağım’ dediği ortaya çıktı. O gün gittiler, avukatların tutanağı var. Savcıya demiş ki ‘Getir ne istiyorsan imzalayacağım.’ Savcı demiş ki, bu tabi Antalya Cumhuriyet Başsavcısı. ‘Bizim böyle bir usulümüz yok, biliyorsan anlatırsın.’ Sonra ‘Git sen bir düşün.’ Gitmiş. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan Gökhan Böcek‘e itirafcılık için bir şans verilmesine, ertesi gün. Antalya’da yargılanıyorlar, İstanbul’da bir şey yok daha. Zuhal’i ama İstanbul’a götürmüşler. Orada bir ifade. Ama Allah şaşırtacak ya, Allah şaşırtacak ya, bunu namuslu bütün savcılar, hakimler hem dinlesin hem onlara minnetimi bilsin. Uzaktan bağlanıp da operasyon savcıları değil, bağlanamayınca bağlantı olmayınca, soruları yanlışlıkla hesap edilmedik bir şekilde Gökhan Böcek’e Antalya’dan bir normal savcı soruyor. Diyor ki, bakın Manisa’daydı ya 15’inde. 15 günlük bir tarih aralığı verip, yine 15’ini hedefleyen. ‘Ben gittim, bu paraları Cumhuriyet Halk Partisi'nin altıncı katında birinin söylediği birine verdim’ diyor. Şimdi bu kadar ifade verse yetecek. İstanbul’a yeter. Onlar siyaseten kullanacaklar. CHP’yi kirletecek, milletvekili kirletecek, partiyi, Genel Başkanı kirletecek. Savcı şunu soruyor. ‘Parayı nereden çektin? Bu kadar para çektin ya.’ Önce 50 milyondu, 20 milyondu, 1 milyona inmişler. Sırt çantasına sığacak tutar 1 milyon Euro arkadaşlar. Diyor ki ‘Ankara’ya nasıl gittin?’ ‘Uçakla gittim.’ ‘Parayı nereden çekti?’ ‘Para çekmedim. Eşten, dosttan topladım.’ ‘Sonra ne yaptın?’ ‘Uçakla gittim.’ ‘Seni uçağa kim bindirdi? Normal savcı soruları bunlar. Doğrulatacak ya, ya yalan atıyorsa. ‘Hatırlamıyorum.’ ‘Ankara’da uçaktan kim aldı?’ ‘Hatırlamıyorum.’ ‘Genel merkeze ne zaman gittin? Gününü söyle.’ ‘Bilmiyorum.’ Uçağı biliyor, gününü bilmiyor. Çünkü o tarihteki kamera kaydına ya da kayıtlara bakılacağını biliyor. 15 günlük bir süre veriyor. O sürede gelmiştir, gitmiştir diye hesap ediyor Ankara’ya. Baz vermiştir diye hesap ediyor. ‘Nasıl gittin altıncı kata?’ ‘Kapıya girdim, adını söyledim. ‘Altıncı katta dediler’.’ Bu yazıyor arkadaşlar ilk ifadede. ‘Çıktım.’ ‘Kime verdin?’ ‘Ben o ismi unuttum. 170 boylarında, erkekti.’ Bu kadar. ‘Peki senden parayı isteyenle konuştun mu?’ ‘Ben konuşmadım, o konuştu.’ ‘Bu kadar parayı verdiğin kişinin adını bilmiyor musun, teyit almadın mı?’ ‘Almadım. Uzaklaştım.’”
“BİZ BUNLARI İSPATLAMAZSAK, O ÇOCUK İFTİRALARLA BÜYÜYECEK”
“Sonra Muhittin Böcek’in ifadesi alınıyor. Muhittin Böcek’i okudunuz. ‘Adaylığımla ilgisi yok, partiye her zaman olan bağışlardı. Oğluma geniş zamanlı, ‘Parti bir şey isterse ver, demiştim. Genel Başkan, ‘Partimize sahip çıkın, maddi manevi arkasında olun kampanyanın’ demişti. Geniş zamanlı talimatım vardı geniş zamanlı aldı. Almış, götürmüş benim haberim yok.’ Çünkü Muhittin Bey’e mal varlığına el konulana kadar, kamyon muavinliği, otobüs şoförlüğü ile başlamış. Kendi çalışmasıyla dünya kadar servet yapmış, malına çöktüler. Torununa iftira attılar. Büyüyecek o çocuk, büyüyecek. Tarih önünde biz bunları ispatlamazsak o çocuk bu iftiralarla büyüyecek. AK Parti’nin kara düzenin bunlara iftira attırmak için yapmasıyla büyüyecek. Devletin kayıtlarına sokuyorlar bunları. Ve mal varlığına çökünce diyorlar ki Muhittin Bey’e, ‘Oğlunun ifadesini doğrula, mallarını geri al.’ Oğlunun ifadesini doğrulayacak ama ben Akın Gürlek’in tapularını açıklayıp da Akın Gürlek, ‘Muhittin Böcek iftiracı olacak’ dediğinde kendi el yazısı ile yazıp kendi web sayfasından yayınlamıştı. ‘Bakanı kandırıyorlar, 1 kuruş verdiysem adi, şerefsizim, ispatlamayan namussuz şerefsizdir’ diye. O zaman da bunları söylese çıkardı ama mal varlığına da çöküp çocuklarını bilmem ne yapıp, oğlunu çıldırtıp gelini alınca gördüğünüz gibi bir şey söylemiş. Muhittin Böcek’ten, Gökhan’ın dediklerinin, ‘İşte babamın talimatı ile değil ama geniş zamanlı söylemişti’ falan, günü çakıştıramıyorlar ya. Zuhal Böcek’ten ifade alıyorlar, ‘Kocamı uçaktan ben aldım.’ Ya karısı Ankara’da kendisi Antalya’da, nedense. Eşi onu alır, Genel Merkeze götürür de bunu hatırlamaz mı? ‘Tanımıyorum, hatırlamıyorum kimin aldığını. Biri aldı, hatırlamıyorum…’”
“ANKET YAPTIRDIK, ERTESİ GÜN ADAY GÖSTERDİK”
“Zuhal Böcek’in ifadesiyle Antalya’daki alınan normal ifadenin eksiklikleri giderilmeye çalışılıyor. Bunun üzerinden çıkmışlar utanmadan, sıkılmadan şimdi Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurumsal kimliğine, ‘Efendim aday olmadan önce, aday gösterilmemiş tam gösterilecekken para istenmiş.’ Muhittin Böcek de bugünkü ifadesinde dahi demiş. O gün DEM’e bir salon vermedi diye infial oldu. Adaylık açıklamasından çekildi. Çünkü Kürt seçmen kırıldıysa seçilemez diye. Yeni anket yapıldı. Anket gelmiş, 3,5 puan önde çıkmış, ertesi gün aday gösterilmiş. Elimizde. Ama o kadar salağız ki Muhittin Böcek’ten aldığımız parayı onun için anket yaptırmaya harcamış olabilir miyiz? Böyle bir çirkinlikle karşı karşıyayız. Bu bir örnek. Kişinin nasıl iftiracılığa zorlandığına ilişkin. Diğer taraftan büyük bir haysiyet cellatlığı… Özkan Yalım’ı, ilk gün dedik ki ‘Affetmeyiz, üstümüze sorumluluk ne düşerse, ne gerekiyorsa yaparız’, ilk toplantıda disipline verdik. Her parti gibi savunma süresinden sonra partiden attık. Kimi attıysan, ‘Atamıyorlar, Özkan Yalım’dan korkuyorlar’, attık. Özkan Yalım’a ‘Haydi itiraf.’ Onun yurt dışında 300 TIR, burada 300 TIR, firmasına çöktüler. ‘İtirafçı olursan vereceğiz’ dediler. Atılan laflara baksanız utanır insan. 14 yıl önce dayısını gece ameliyat ettirince annesi ‘Özgür’e hediye yapalım’ deyince Kıbrıs’tan çakma saat almış. ‘Takmam ben bunu’ demişim, ifadesinde var. Yok, Uşak’ta birisi yapıyor fason. ‘Al sana bunu getirdim’ demiş. Bunları söylüyor. ‘Ben Özgür Özel’e dokuz yıl önce kadın çantası verdim eşi için. Arkadaş arkadaşa. Bak bunu Türkiye’de benim arkadaş yapıyor, eşine’ demiş. Ondan iftira çıkarmaya çalışıyorlar. Dönüyor, dönüyor, en son; partiye araç alırken ‘Ben çok kamyon alıyorum, indirim yaptırırım.’ Normal bir filo indirimi. Parti arabanın parasını ödemiş. Önce ‘Araba aldı’ dediler. Aksesuarların parasını ödemiş. ‘Aksesuarları karşılandı’ dediler. O iç dizaynında ‘En iyi yeri ben biliyorum, ben yaptıracağım’ demiş. Bizi de ‘Ben hediye ettim partimin içine. Genel Başkan’ın aracını yapıyorum’ diye kandırmış. Ne zaman öğrendik? Yazışma yaptık. Kaç paraysa parti koca arabayı alacak da için bilmem neyini yaptıracak. Belediyenin üç aracıyla bir faturayı tek faturaymış gibi de söylüyorlar. İş ki bizim Özkan Yalım’dan almışız, almışız, arabanın iç dizaynını almışız. Onu da parti ödeyecek. Sanki kendi arabamızı almışız gibi de bir şey söylüyorlar.”
“YAĞMA HASAN’IN BÖREĞİ GİBİ YAĞMALAYAN AK PARTİ’DİR”
“Bakın şimdi bunları en çirkin video çıktığında ‘Nasıl anlatacağım bilemiyorum’ deyip yazan gazeteci var. Bugün de diyor ki… Kendinden bahsettiğimi biliyor, gazeteci ismi ifşa etmek istemediğim için söylemiyorum. Ailene yazık. Yoksa Devlet Bahçeli soy isminle neler söyledi sana buradan. Hiçbir şey yapmazsınız. Diyor ki ‘Özkan Yalım’ın iftiralarını yalanlamadılar.’ Her birisini teker teker söyledik, doğru olmadığının, ne olduğunu. Şu kadar ar varsa, şu kadar namus ve şeref kaldıysa birinizde. Bu Adalet Bakanlığı’ndan muhabirlere ayrı, haber müdürlerine ayrı, Ankara temsilcilerine ayrı gruptan ayrı kişilerden atılan, tek elden yönetilen, fosforlanan mosmorlanan, baskı yapılan ‘Haberimizi girmedi’ diye yapılanlara buradan söylüyorum bak. Bir arabanın içi haberimiz olmadan tek fatura firmaya biz yazdık. Kardeşim eğer bunu belediyeden ödedilerse söyle, ‘Biz Özkan Yalım ödedi biliyorduk’ diye. Şimdi burada İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden AK Parti İstanbul İl Başkanlığı ve AK Parti Genel Merkezi’ne. Bakın birinci şahidim bu yüce çatının başındaki kişidir; Sayın Numan Kurtulmuş. ‘Opel Insignia, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ertan Kandemir.’ Burada teker teker yazıyor. Sayın Numan Kurtulmuş’a… Örneğin Belma Satır’a, örneğin gençlik kollarına… 56 tane araç sadece AK Parti’nin İl Başkanlığına ve genel merkezine. Numan Bey Genel Başkan Vekili iken. Bakın burada yazıyor; ‘Genel Başkan Yardımcısı.’ Burada yazıyor; ‘Vito, Mustafa Ataç, Genel Başkan Yardımcısı. Insignia, Ebubekir Demirkan, Genel Başkan Yardımcısı.’ Nakil verilen, kalıcı verilen, geçici verilen… Hepsini yazmışlar. Bu arabaları arabanın kendiyle, lastiğiyle, benziniyle, şoförünün maaşıyla. Bırak için dizaynını, her şeyiyle 56 tane arabayı. Sonra da seçim zamanında verilen makama ‘yeni başkanlık’ yazıyorlar. Yani ne biliyor musun? Sayın Başbakan aday oldu ya. Kim? Erzincan milletvekili. Binali Yıldırım. Binali Yıldırım’a tahsis edilen 20 araca da makam olarak ‘yeni başkanlık.’ Kesin seçim kazanıyorlar ya araç tahsis etmişler. Selvi boylum al yazmalım. Hani içinin bilmem nesine diyorsun ya. Bunların hepsine bir gün bir şey dedin mi? Bir şey diyecek misin, yarın yazacak mısın? Cumhuriyet Halk Partisi olarak belediyelerin kör kuruşuna tenezzül etmedik ve etmeyiz. Belediyeleri yağma Hasan’ın böreği gibi yağmalayan AK Parti’den beslenenlere söylüyorum. Eyy… Bununla, oradan bir yalan, oradan adamın malına mülküne çök, oğluna bir yalan, eşine bir bilmem ne ile Cumhuriyet Halk Partisi’nin moralini bozacaklar, susturacaklar, bilmem ne yapacaklar. Hiç.”
“ERDOĞAN O KIRMIZI IŞIĞI FARK ETMEMİŞ”
“Sadece ve sadece günün güncel Zekeriya Öz’üne diyorum ki… Bunu da o yazarın bir öndeki sayfasında yazana. Şimdi itiraf etti, ‘Devletimizin başıyla makamımızın iletişimini şey yapıyor.’ Dediği şu; başsavcı iken Cumhurbaşkanı ile arasında kriptolu hat var. Kriptolu. Her bir operasyonu kendine söylüyor. Kriptolu telefonun bir özelliği var. Dinleyemiyorsun, kaydedemiyorsun ama bir özelliği daha var. Küçük bir şeyle kişi isterse, karşı tarafta da kırmızı ışık yanarak belirirse bu taraf kaydediyor diye, kendi kaydedebiliyor. O küçük küçük stickleri toplamış, bir banka kasasına istiflenmiş. Bu kadar iş ortaya çıkınca ‘Bana bir şey olmaz’ diyormuş. ‘Görüşmeleri hep kaydettim.’ Şimdiki telefonundan da her birinden, şimdi kriptolu kullanmıyor, her birinden kaydediyormuş. Sayın Erdoğan o kırmızı ışığı fark etmemiş. ‘Şunu yapayım mı?’ ‘Yap.’ ‘Bunu yapayım mı?’ ‘Yap’ diye. Öyle kayıtlar var ki Ekrem Başkanın bahçesinden 20 kasa altın bulduğu yalanını atmış ve Erdoğan’ı inandırmış. Çünkü ‘Bu iş sakata gidiyor’ diyorlar. Bu işte Türkiye siyaseti tehdit altındadır. Normal bir parti olarak devam edilecekse AK Parti siyaseti tehdit altındadır. Erdoğan ne durumdadır bilmem, Erdoğan’ın ailesi tehdit altındadır. Geçen seferki Zekeriya Öz kaçtı. ‘Kaçmam, uğraşanı pişman ederim’ diyen bir hadsiz başınızın belasıdır. Size bunu buradan söyleyeyim.”
“NUMAN BEY BU MİLLETVEKİLLERİNİN NAMUSU SİZE AİTTİR”
“Bu aziz milletin vicdanına sesleniyorum. Olmayacak işler yapıyorlar. Ölmüş insanların namuslarına; Ferdi’nin para alabileceğini söyleyecek, Gülşahımızın namusuna laf edecek kadar şuurunu kaybetmişler. O videoları yayınlayan o kişi, Akın Gürlek’in sosyal medya ekran yüzüdür arkadaşlar. Her şey oradan gitmektedir. Bugün görev, Meclis Başkanı’ndadır. Hepsi, bizim namusumuz, arkadaşların namusuna, benim çalışma arkadaşlarımın namusuna, benim aile hayatıma ilişkin bir deli karıyı çıkarıp o videoları çektirmektedirler. Akpden.com. Cep telefonunun vergisi milli güvenlik sorunu diye siteyi kapatanlar o siteleri kapatmamaktadır. AK Partili bütün milletvekillerine söylüyorum. Kendi grubunuzdaki kadın milletvekillerine yapılsa, namusu size emanet çalışma arkadaşlarınıza yapılsa, bunlar yayılsa ve öyle karşıdan ‘kıh, kıh’ bakılsa, AK Parti’de ‘Bunlar normaldir’ diyenler varsa onlar zaten ne AK Parti’de olsun, ne bu Meclis’te olsun, ne bu dünyada olsun, Allah onların belasını versin. Ama ben içinde vicdan kırıntısı olanları söylüyorum. Öyle bazı şeyleri duyunca ‘Ört ki ölem’ diyen Numan Bey’e söylüyorum. Bu milletvekillerinin namusu, haysiyeti size emanet. AK Parti siyasetine söylüyorum. ‘Kadınlar siyasette olsun’ diyenlere söylüyorum. Bu mu yapılır? Engelleme vermediğiniz sitelere konuşturduğunuz, her akşam Akın Gürlek’ten övgüyle bahseden, hepimize haysiyet cellatlığı yapanlara söylüyorum bunu.”
“BU TEHDİTSE, DANİSKASINI EDİYORUM”
“Şimdi sözün sonu. Saat 15 olur, gong çalar. Grup başkanvekili gider. Atatürk’ün partisini temsile geçer orada. O işi yaptım, ömrümde yaptığım en onur verici görevlerinden biriydi. Dokuz sene yaptım, tık demeden yaptım. Şu kadar partime laf getirmeden yaptım. Arkadaşlar o görevleri layıkıyla, bütün gayretleriyle yapıyorlar. O koltukta oturmuş bir isim ve benim bazen, ben o koltukta otururken yanımda yıllarca oturmuş birisi. Her televizyonda ‘Beni ustam yetiştirdi’ diyen birisi. AK Parti’ye ‘Biz Mustafa Kemal’in askerleriyiz, siz Trikopis’in askerleriniz’ deyince, benim ‘Dur Burcu, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir partisine tamam rakip olabiliriz, düşmanlık görüyor olabiliriz. Ama ‘Yunan ordusunun partisi’ denmez’ diye susturmaya çalıştım. Her fırsatta ‘Siz Fesli Deli Kadir’in cenazesine gidenlerin partisisiniz, alçaklar.’ ‘Yapma Burcu’ dedim. İzmir kadın milletvekiline ‘Bunu öldürmezsem içime sinmeyecek’ deyince, ya da AK Parti grup başkanvekillerine küfürlerle saldırınca zor durdurduğumuz. ‘İskilipli Atıf’ın Partisi’ mi dememiş, oraya bir teğmen katılırken, ‘Sen Atatürk düşmanlarını seçtin, İskilipli Atıf’ı seçtin, Fesli Deli Kadir’i seçtin, Trikopisçileri seçtin. Sana sahip çıkan partini bırakıyorsun’ demiş. Şimdi daha önceki topuklayan efedeki gibi, ‘Ya AK Parti’ye katılacaksın, ya diğerleri gibi içeri atılacaksın da’ bir günde burada belediye başkanlarımızı ziyaret edip en güzel şeyler söylerken. Arıyorum ‘Dün size gelmiş’ diyorum. ‘O kadar mutluydu ki seni öve öve bitiremedi’ diyor. Çıkmış diyor ki, ‘Partide siyaset imkanım kalmadı.’ Seni bu koltuğa oturttum. Oralara oturttuk, buralara oturttuk. Miting yaptık, üç kere Afyon’da miting yapmışım. Seçimi kazanmış, ilk tebrike gitmişiz. Yeter ki Afyon’u tutsun diye. Diyor ki, ‘Geçmişi unutmadılar, beni koltuğumdan etmek için aday yaptılar.’ Aday yaparken ‘Afyon’u kazanamam, grup başkanvekilliğini bırakmayayım’ demiş. ‘Bırakma, kaybedersen yerin hazır ama sen kazanacaksın’ demişim. Önce ben inanmışım. Önce ben, sonra o. Geçenlerde annesi hastalanmış, annesi şimdi beni izliyordur. Takılıyorum teyzeye, ‘Kumandanın pilleri altı yıldır bitmiyordur’ diye. Sadece Halk TV açık. Her grubu ağlayarak izleyen, o 2 yaşındayken beri MS hastası olan, geçen sefer AK Parti’ye geçiyor söylentilerinde kaskatı kalan, sinir krizi geçiren teyzemi ben iki ay önce evinde ziyarete gittim. Elini öptüm, defalarca öptü beni. O anne ve oradan sonra beni yemeğe götürdü. Her seferinde övgüler, övgüler, övgüler. Şimdi diyor ki ‘Orada siyasi imkanım kalmadı.’ Son konuşmasında AK Parti grubuna diyor ki; ‘MS hastası anneme küfrettiniz, alkışladı bu AK Parti grubu’ diyor. Bekliyor ki yarın Afyon’a gidince onu Mustafa Kemal’in kurduğu partinin grubu değil, o annesine küfredeni alkışlayanların, bunun da ‘Gelin alın beni be. Yolsuz dediniz, rüşvetçi dediniz, dolandırıcı dediniz, teslim olmayacağım. Alın beni içeri be diye meydan okuduğu gruba gidiyor. Ve diyor ki ‘Özgür Özel beni tehdit etti.’ Ona sadece şunu dedim. Altı ay önceki gidişinde demiştim. ‘Şüphen kocandansa ayrılırsın, bu parti ailen olur sana sahip çıkar. Senin hırsız olduğuna inanmıyorum.’ O laf o. Bu sefer de dedim ki ‘Ey Burcu Hanım, iki yıl kolay geçmez ama çabuk geçer. Cumhuriyet Halk Partisi iktidar olunca, sakın gelip kapımızda yalvarma.’ Bu tehditse daniskasını ediyorum, daniskasını. Bu tehditse, daniskasını ediyorum. Hadi bakalım Cumhuriyet Halk Partisi tehditten yılanların, teslim olanların değil; hep birlikte ayağa kalkanların, iktidarlara yürüyenlerin partisidir. Bu partinin iktidar yürüyüşü süngünün üstüne yürüyerek başladı. Düşman kurşununa, açık yüreğiyle, göğsüyle yürüyenlerle başladı. Yürüyelim arkadaşlar. Kalanlar, arkada kalsınlar. İktidara yürüyoruz arkadaşlar.”
27.03.2022